İnsan Evrimi Çalışmalarında Çin Paradigması


Paleoantropoloji dünyası, Çin'in insan evrimindeki rolünü kökten değiştiren ve bölgeyi evrimsel bir "çıkmaz sokak" olmaktan çıkarıp dinamik bir merkez üssü (epicenter) olarak konumlandıran yeni bir bilimsel evreye girmiştir. Nature Ecology & Evolution dergisinde yayımlanan kapsamlı inceleme, Çin'deki son iki milyon yıllık fosil, arkeolojik ve genomik kayıtları bütünleştirerek, Doğu Asya'nın insanlık tarihindeki yerini yeniden tanımlıyor.


Bu çalışmanın en temel katkısı, Orta Pleistosen dönemindeki "geçişsel" (transitional) hominin fosillerine yönelik getirdiği yeni taksonomik perspektiftir. Harbin, Dali, Jinniushan ve Xujiayao gibi buluntular; Homo erectus, Homo neanderthalensis veya Homo sapiens kategorilerine tam olarak sığmayan özgün morfolojik özellikler sergilemektedir. Araştırmacılar, bu çeşitliliği açıklamak için Denisovalıları da içerebilecek Homo longi ve Homo juluensis gibi yeni tür önerilerini tartışmaya açarak, bölgedeki biyolojik ve kültürel çeşitliliğin geleneksel modellerin ötesinde olduğunu vurgulamaktadır.


Evrimsel kronoloji açısından makale, Çin tarihini küresel anlatının kalbine yerleştiren cesur hipotezler sunmaktadır. Özellikle Pleistosen dönemine tarihlenen Yunxian 2 fosili üzerinden yapılan analizler, H. sapiens soy hattının bir milyon yıl kadar önce, Avrupa'daki Homo antecessor buluntularıyla da ilişkili olabilecek derin bir ayrışma yaşamış olabileceğine işaret etmektedir. Bu durum, türümüzün kökenlerini sadece Afrika ile sınırlayan basitleştirilmiş modelleri sarsmakta ve Çin'i popülasyonların etkileşime girdiği, hibritleştiği ve evrildiği bir evrimsel laboratuvar haline getirmektedir.


Arkeolojik terminolojiyle ifade edersek, Çin'deki yerleşim tarihi sadece fiziksel değişimle değil, aynı zamanda yüksek düzeyde davranışsal esneklik ile karakterize edilmektedir. Çekirdek-yonga endüstrilerinden, Levallois benzeri tekniklere, aşı boyası işleme ve ahşap/kemik alet üretimine kadar uzanan teknokültürel inovasyonlar, bu popülasyonların aşırı çevresel koşullara adaptasyon yeteneğini kanıtlamaktadır.


Sonuç olarak bu çalışma, moleküler veriler ile anatomik analizleri harmanlayarak Çin paleoantropolojisinde yeni bir aşamayı temsil etmektedir. Çin, artık insan evrimi tarihindeki pasif bir figür değil; modern insanlığın şekillenmesindeki dinamik ve kurucu bir aktör olarak kabul edilmektedir.





Kaynak: Yang, SX., Martinón-Torres, M. & Petraglia, M. Palaeoanthropological evidence from China is changing the picture of hominin evolutionary history. Nat Ecol Evol (2026). https://doi.org/10.1038/s41559-026-02983-w


Berkay'ın yorumu: 

Tek merkez ve kökenli insan evrimi algısı, uzun yıllardır Çin ve diğer Asya ülkelerinin araştırmaya kapalı kalması ile iyice yerleşmişti. Çin'de son yirmi yılda yapılan araştırmaların ortaya koyduğu en önemli verilerden bir tanesi neredeyse Afrika kıtasındaki kadar eski insan varlığının ortaya çıkarılması. Ayrıca bu çalışmalarla burada Afrika ve Avrupa'da görülenden farklı bir evrimsel geçmişin olduğunu açığa çıkardı. Önümüzdeki yıllarda büyük ihtimalle Çin'de bilgimizi değiştirecek yeni keşifler çok daha fazla sayıda olacak (çünkü burada keşfedilebilecek pek çok şey henüz keşfedilmedi). İnsan evrimiyle ilgili algılarımızı değiştirebilecek keşiflerin pek çoğu Çin gibi henüz araştırılmamış sahalardan elde edilecek. 

Modern bilim Avrupa'da değil, Çin'de ortaya çıkmış olsaydı, bu hiç bilmediğimiz Çin tarihinin aynısı Avrupa için de olmaz mıydı?







Yorumlar