Sosyal medya paylaşımları

27 Aralık 2005

Bilimlerin Tarihle Kesişme Noktası

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
 2004, "Bilimlerin Tarihle Kesişme Noktası", Aydınlık 875: 54-55.


Bilimlerin Tarihle Kesişme Noktası
Berkay Dinçer
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin düzenlediği 4. Arkeolojik Kazı ve Araştırmalar Toplantısı, 19-21 Nisan tarihleri arasında, Vezneciler’de bulunan Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde gerçekleştirildi. Gerek arkeoloji öğrencilerinin, gerekse başka bilim dallarından öğretim üyelerinin, üç gününü de yoğun bir ilgiyle izlediği toplantıyla birlikte, bir de poster sergisi düzenlendi. Bilim insanları konularında uzmanlaştıkça topluma yaptıkları işi anlatmaları zorlaşır. Çünkü bir bilimde ilerledikçe, başta kullandığınız dil olmak üzere, toplumdaki pek çok kişinin anlayamayacağı bir şekilde meslektaşlarınızla iletişim kurmaya başlarsınız. Toplantının en önemli unsurlarından biri olan poster sergisi, bilim insanı-toplum iletişimsizliğini aşmaya çalışmanın bir göstergesiydi. Çünkü posterle, yapılan kazı ve araştırmalar özetleniyor ve en sade, en önemli ve anlaşılabilir mesajlar veriliyor.

TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE İÜ’NÜN ALIN TERİ

Toplantıda sunulan bildiriler, çoğunlukla, Antalya’dan Samsun’a, Edirne’den Van’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında yapılan ve onbinlerce yıldan, birkaç yüzyıl öncesine kadar değişik dönemlerle ilgili araştırmaları içeriyordu. Neredeyse Türkiye’nin her bölgesinde İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyelerinin ve öğrencilerinin yürüttüğü, katıldığı arkeolojik kazılar var. Ancak İstanbul Üniversitesi’nin araştırmaları sadece Türkiye ile sınırlı değil.


Toplantıda en ilgi çeken konuşmalardan biri de Moğolistan’da bulunan Bilge Kağan anıtındaki koruma-onarım ve kazı çalışmalarıyla ilgili bildiriydi.

Türkiye’nin zengin ve henüz yeterince bilinemeyen kültür mirası nedeniyle, Türk arkeologlar çoğunlukla tüm meslek hayatlarını yalnızca Anadolu arkeolojisindeki sorunlarla uğraşarak geçiriyorlar. Genellikle Avrupalı, Amerikalı ve Japon arkeologlar kendi ülkelerinin dışında araştırmalar yapmakta, özellikle de Yakındoğu’nun geçmişi günümüz toplumlarının hayatlarını belirlediğinden ve ilgi odağı olduğundan, bu alanda yapacakları çalışmalar için destek bulmakta zorlanmıyorlar. Ancak, MS 7. yüzyılda Göktürkler tarafından inşa edilen Bilge Kağan anıtında İÜ tarafından gerçekleştirilen, daha çok restorasyona yönelik çalışmalar, Türk arkeolojisinin de artık dünyaya açılabilecek, köklü arkeoloji geleneklerine sahip ülkelerin arkeologlarıyla bilimsel anlamda rekabet edebilecek niteliklere sahip olduğunun bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

GENÇ BİLİM İNSANLARI SAHNEDE

Toplantıda pek çok kazı çalışmasıyla ilgili bildirilerin yanında üniversitede gerçekleştirilen doktora ve yüksek lisans tezlerinin de bildirileri vardı. Pek çok genç arkeolog, ilk kez bu toplantı sayesinde bilimsel bir sunum yapma şansına sahip oldular. Arkeoloji çoğunlukla, yanlış yorumlamayla “kazıbilim” olarak Türkçe’ye çevrilir. Ancak kazı yapmak arkeolojinin sadece küçük bir parçasıdır. Her yıl kazıda birkaç günde çıkarılan buluntuları değerlendirmek, onları insanların bir zamanlar kullanmış oldukları taş, metal alet, çanak çömlek parçaları, duvarlar halinden bilgiye dönüştürmek laboratuvarlarda bazen yılları alır. Bunu yapmanın en yaygın yolu, yüksek lisans ya da doktora tezleridir. Bu tezlerin burada sunulması ve sunumlardan sonra izleyicilere söz verilerek bildirilerin tartışmaya açılması, bilimsel seviyenin yükselmesinde büyük önem taşıyor.

ORTAÇAĞ ARKEOLOJİSİ KURULMALI

İstanbul Üniversitesi’nin çalışmaları içinde tarihöncesi arkeolojisi, protohistorya, klasik arkeoloji ve eskiçağ tarihiyle ilgili çalışmalar büyük yer tutuyor. Ancak, günümüzde Türkiye’de özellikle Osmanlı tarihine yönelik olarak bir “Ortaçağ Arkeolojisi”nin eksikliği hissediliyor. Geçmişin yakın fakat yine de yeterince araştırılmayan bir bölümü olan ortaçağ, Türkiye’de çoğunlukla tarihçilerin, mimarlık ya da sanat tarihçilerinin ilgi alanına girer. Oysa, ortaçağa ait pek çok buluntu yerini anlamak için arkeolojinin bir yöntemi olan kazı gerekiyor. İÜ’nün yürüttüğü İznik Çini Fırınları kazısı, bu açıdan, bir ortaçağ arkeolojisi oluşturulmasında önemli bir deneyim.

ARKEOLOJİ BAŞKA BİR DÜNYA

Toplantının izleyicilere söz verilen ara bölümlerinden birinde söz alan Genel Türk Tarihi profesörü Abdülkadir Donuk, bugüne dek arkeolojiyle ilgilenmeden geçirdiği 36 yıllık meslek yaşantısının boşa geçmiş olabileceğini düşündüğünü söyledi. Belki yalnızca bu yorum bile, böyle bir arkeoloji toplantısının düzenlenmesinin yararlarını göstermeye yeter. Bilimler arasındaki ilişkiler sıkılaştıkça, üretilen bilgi paylaşılıp, bilim insanlarının kendi uzmanlık alanlarının dışındaki alanlar hakkında da edindiği bilgi arttıkça, bilim üretiminde kalitenin yükseleceği açık.

Kapanış konuşmasında bu toplantının özellikle öğrenciler için gerçekleştirildiğini söyleyen Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu, bu toplantının Türkiye arkeolojisinin bir kesitini yansıttığını ve öğrencilerin ilgilendikleri bölge ya da döneme bakmadan her konuşmayı dinleyerek farklı bakış açıları kazanabileceklerini belirtti.


Afif Erzen:
Anadolu Arkeolojisine Adanmış Bir Hayat...
Arkeolojik Kazı ve Araştırmalar Toplantısı, bu yıl Prof. Dr. Afif Erzen’in anısına düzenlendi.

1913 yılında doğan Afif Erzen, 1932 yılında Sivas Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirince, Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Taner Tarhan’ın deyimiyle, “Cumhuriyet’in her alanda tırmanışa geçtiği yıllarda” Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursuyla Almanya’ya Tarih eğitimi almaya gönderilir. Yurtdışına çeşitli alanlarda eğitim almaya gönderilen bu kuşak, daha sonra Türkiye’nin yapacağı bilimsel ve kültürel atılımlarda en önde yer alacaktır. Bugün olsa, bir şekilde yurtdışına çıkan gençlerin çoğu bir yolunu bulup da gittikleri yerlerde kalmayı tercih ederler. Ancak Cumhuriyet’in gençleri bir an önce ülkelerine dönmeyi düşünürler, ülkelerine hizmet etme aşkıyla doludurlar. Afif Erzen de, yedi yıl boyunca Almanya’da o dönemin düşünce akımlarında belirleyici olan hocalardan dersler aldıktan sonra 1940 yılında yurda döner.

Afif Erzen


1946’da Türk Tarih Kurumu asli üyeliğine seçilir. Bu üyelik, ilerleyen yıllarda yapacağı arkeolojik kazılar için önemli bir maddi kaynak olacaktır. 1952’de askerlik görevini tamamladıktan sonra, Almanya’da aldığı Tarih eğitiminin kendisine çok disiplinliliğe yönelik bir bilimsel bakış açısı kazandırmasının da etkisiyle olsa gerek, arkeolojiye yönelir. 1955’te merkezi Berlin’de bulunan ve dünyada arkeolojiyle ilgili en önemli enstitülerden biri olan Alman Arkeoloji Enstitüsü’ne muhabir üye olarak seçilir. 1956’da Eskiçağ Tarihi Kürsüsü Başkanı olur. Bu dönemde Afif Erzen öncelikle Van’da ve Edirne’de araştırmalar yapar. Erzen yönetimindeki Çavuştepe kazıları, günümüz arkeolojisine yön veren bilim insanlarının yetiştiği bir okul olur; Oktay Belli, Veli Sevin ve Taner Tarhan gibi günümüzün bilim insanları pek çok şeyi Çavuştepe “okulu”nda öğrenmişlerdir. Bir başka deyişle, Afif Erzen, “hocaların hocasıdır”, bugün üniversitedeki öğretim üyelerinin pek çoğu Afif Erzen’in öğrencisi olmuşlardır.

1967’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bağlı olarak Van Bölgesi Tarihi ve Arkeolojik Araştırmalar Merkezi kurulur. Bu merkez günümüzde de aktif olarak çalışmaktadır. 1969’da, yine Afif Erzen’in çabalarıyla Edirne’de Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi kurulur. Türkiye’nin iki ucunda Erzen tarafından kurulan bu iki merkezin birçok ortak noktası vardır: İki merkez de bulundukları bölgelerde akeolojik araştırmaların önünü açar, bilim insanlarının yetişmesini sağlar, yaptıkları yayınlarla arkeolojinin gelişmesine katkıda bulunurlar. Kimi araştırmacılar araştırmalarını kendi kendilerine yaparlar, yayın yapmak onlar için önemli değildir. Oysa, bilimsel araştırmanın tek bir amacı vardır: Araştırma sonuçlarını yayınlayıp hem toplumun hem de bilim insanlarının yararına sunmak. Afif Erzen’in çıkarılmasına önayak olduğu yayınlar Türk arkeolojisinin gelişmesine büyük katkı sağlar.

Afif Erzen 1983’te emekli olur. 1993’te İstanbul Üniversitesi Senatosu tarafından kendisine “Şeref Doktoru” ünvanı verilir, 1994’te Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü’ne, 1995’te Türk Tarih Kurumu’na “Onur Üyesi” olarak seçilir. 29 Ağustos 2000’de ölen Afif Erzen, yine Taner Tarhan’ın deyişiyle “30 Ağustos’ta tüm ülke bayraklarla doluyken” gömülür, arkasında olağanüstü başarılarla dolu ve Türk arkeolojisinin yönünü bulmasındaki etkileriyle anımsanacak bir hayat hikâyesi bırakır.

Hiç yorum yok: