İnsanın Biyolojik Çeşitliliğine Antropolojik Bir Bakış: Deri Rengi Örneği*
Çok eski zamanlardan beri insan doğadaki diğer canlılarda olduğu gibi kendi türünde de mevcut olan çeşitliği fark etmiş ve kimi zaman bu çeşitliliği belirli özelliklerden yararlanarak sınıflandırma girişiminde bulunmuştur. Örneğin Mısır’da, farklı deri rengine sahip insan gruplarının tanrı Horus’a yakınlıkları bağlamında sınıflandırıldığını görmekteyiz (1,2). Bu sınıflandırmada, biyolojik bir özellik olan deri rengi ile inanç sistemi ile ilişkili bir kültürel değerin bir arada kullanılması, insanın sınıflandırılması yaklaşımı içinde önemli bir noktaya dikkat çekmektedir. İlk sınıflandırma girişimlerinden binlerce yıl sonra, bilimsel yöntemin yeşerdiği coğrafyada da bu geleneğin sürdüğü rahatlıkla söylenebilir. Örneğin 18. yüzyılda Carl Linnaeus insan gruplarını sınıflandırırken bu farklı insan grupları hakkında sadece fiziksel notlar almamış, aynı zamanda onların psikolojik durumlarıyla ilgili de, olasılıkla yaşadığı dönemin genel bakış açısını aktaran bir biçimde, bir takım bilgilere yer vermiştir. Çalışmasında, Sarı derili Asyalıları, kuralcı ve açgözlü; beyaz deri renkli Avrupalıları, zeki ve yaratıcı; Siyah deri renkli Afrikalıları, dikkatsiz ve tembel, kızıl derili Amerikalıları, inatçı ve özgür olarak nitelendirmiştir (3).
Bu anlamda, insan deri rengindeki çeşitlilik ile ilgili geleneksel bakış açılarının ve bilimsel bilginin üzerine oturduğu zeminin iyi anlaşılması gerektiği ve sonuçları insanlık açısından son derece vahim olaylara zemin hazırlamış bir tarihsel arkaplanı içinde barındırdığı unutulmamalıdır. Genelde ayrımcılığa, özelde ise ırkçılığa alet edilebilen bir olgunun güncel bilimsel bilgi birikimi açısından incelenmesinin bu nedenle herhangi bir tarihsel dönemde önemini yitirmeyeceği söylenebilir. Bu çalışmanın temel amacı da güncelliğini yitirme ihtimali zayıf olan bu konuda son yapılan araştırmalar çerçevesinde elde edilmiş bilgi birikiminin gözden geçirilmesidir.
Ali Metin Büyükkarakaya**
Çok eski zamanlardan beri insan doğadaki diğer canlılarda olduğu gibi kendi türünde de mevcut olan çeşitliği fark etmiş ve kimi zaman bu çeşitliliği belirli özelliklerden yararlanarak sınıflandırma girişiminde bulunmuştur. Örneğin Mısır’da, farklı deri rengine sahip insan gruplarının tanrı Horus’a yakınlıkları bağlamında sınıflandırıldığını görmekteyiz (1,2). Bu sınıflandırmada, biyolojik bir özellik olan deri rengi ile inanç sistemi ile ilişkili bir kültürel değerin bir arada kullanılması, insanın sınıflandırılması yaklaşımı içinde önemli bir noktaya dikkat çekmektedir. İlk sınıflandırma girişimlerinden binlerce yıl sonra, bilimsel yöntemin yeşerdiği coğrafyada da bu geleneğin sürdüğü rahatlıkla söylenebilir. Örneğin 18. yüzyılda Carl Linnaeus insan gruplarını sınıflandırırken bu farklı insan grupları hakkında sadece fiziksel notlar almamış, aynı zamanda onların psikolojik durumlarıyla ilgili de, olasılıkla yaşadığı dönemin genel bakış açısını aktaran bir biçimde, bir takım bilgilere yer vermiştir. Çalışmasında, Sarı derili Asyalıları, kuralcı ve açgözlü; beyaz deri renkli Avrupalıları, zeki ve yaratıcı; Siyah deri renkli Afrikalıları, dikkatsiz ve tembel, kızıl derili Amerikalıları, inatçı ve özgür olarak nitelendirmiştir (3).
Bu anlamda, insan deri rengindeki çeşitlilik ile ilgili geleneksel bakış açılarının ve bilimsel bilginin üzerine oturduğu zeminin iyi anlaşılması gerektiği ve sonuçları insanlık açısından son derece vahim olaylara zemin hazırlamış bir tarihsel arkaplanı içinde barındırdığı unutulmamalıdır. Genelde ayrımcılığa, özelde ise ırkçılığa alet edilebilen bir olgunun güncel bilimsel bilgi birikimi açısından incelenmesinin bu nedenle herhangi bir tarihsel dönemde önemini yitirmeyeceği söylenebilir. Bu çalışmanın temel amacı da güncelliğini yitirme ihtimali zayıf olan bu konuda son yapılan araştırmalar çerçevesinde elde edilmiş bilgi birikiminin gözden geçirilmesidir.





