Çapa-Mala dergisinin tüm sayıları

Çapa-Mala 2000-2001 yıllarında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde bir grup arkeoloji ve sanat tarihi öğrencisinin önce "Arkeolojik Çalışma Topluluğu"nu kurarak, daha sonra ise Öğrenci Kültür Merkezi bünyesindeki Arkeoloji Kulubü'nü aktifleştirerek iki yıl boyunca dört sayı olarak çıkardıkları bir dergi.

Çapa-Mala arkeoloji öğrencilerinin başlattığı çalışmaların sonucu olarak ortaya çıkan önemli yayınlardan bir tanesiydi. Ne yazık ki, geçen zamanda öğrencilerin kendi içlerindeki arkeoloji harici konularla ilgili ayrılıklar yüzünden devam ettirilemedi. Çapa-Mala'nın bir de "duvar gazetesi" şeklinde çıkmış bir sayısı bulunmaktadır (o tek sayı, benim arşivimde bulunuyor).

Bu dergiye emek veren herkesin ve adını duymuş olsa da derginin sınırlı sayıda basılması yüzünden onu okuma fırsatı olmamış olanların Çapa-Mala'yı okumaktan keyif duyacağını umuyorum.

Tüm sayıları tek bir dosya olarak indirin. (20MB)

Aşağıdaki bağlantılardan derginin bütün sayılarını indirebilirsiniz:
Çapa-Mala 1
Çapa-Mala 2
Çapa-Mala 3
Çapa-Mala 4

Geçmişle gelecek arasında Allianoi (Panel)

Panel: Geçmişle gelecek arasında Allianoi

Tarih: 25 Aralık 2010 Cumartesi
Saat: 10.30-15.30
Yer: Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Karaköy Binası, İstanbul


"Su İçin[de] Allianoi" Etkinlikleri kapsamında, "Geçmişle Gelecek Arasında Allianoi" temalı bir panel düzenleniyor.

Kolaylaştırıcı: Handan Demiralp

Panelistler:
Ahmet YARAŞ / Yrd. Doç. Dr. Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi

Ali GÖKMEN / Prof. Dr., ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi

İnci GÖKMEN / Prof. Dr., ODTÜ Kimya Bölümü öğretim üyesi

Zeynep AHUNBAY / Prof. Dr., İTÜ Mimarlık Bölümü öğretim üyesi

Orhan SİLİER / Europa Nostra Türkiye Başkanı

Nezih BAŞGELEN / Arkeoloji ve Sanat Yayınları editörü, arkeolog

ve Allianoi kazısına emek verenler.

"Toroslar'da bir efsane: Karatepe - Aslantaş" (belgesel gösterimi)

"Toroslar'da bir efsane: Karatepe - Aslantaş" (belgesel gösterimi)

Tarih: 25 Aralık 2010, Cumartesi
Saat: 1400

Yer: İstanbul Arkeoloji Müzesi Yıldız Salonu, Osman Hamdi Bey Yokuşu, Sultanahmet, İstanbul

Kültürel Miras ve Hukuk

PANEL: “KÜLTÜREL MİRAS ve HUKUK”

Kolaylaştırıcı: Av.CAN ATALAY

Panelistler:
Av. Arif Ali CANGI, Allianoi Girişim Grubu
Av. Emre Baturay ALTINOK, Ekoloji Kollektifi
Av. Murat CANO, Kültürel miras ve azınlık hakları uzmanı
Av. Yakup OKUMUŞOĞLU 

Tarih: 16 ARALIK 2010 PERŞEMBE
Saat : 14.00-19.00
Yer : Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Karaköy Kemankeş Cad. No. 31 Beyoğlu
İletişim : 0212 251 49 00


Katılmaları halinde:
Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcisi
Çevre ve Orman Bakanlığı temsilcisi
Devlet Su İşleri temsilcisi

Balas Dağlarının (Orta Suriye) Neolitikleşmesi

Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü, Arkeoloji Seminerleri (Zaman içinde insanoğlunun barınağı olarak konut dizisi)

La néolithisation des montagnes du Bal'as (Syrie centrale)
Balas Dağlarının (Orta Suriye) Neolitikleşmesi


Konuşmacı: Dr. Frédéric Abbès (CNRS, UMR 5133, Lyon)

Tarih: 15 Aralık 2010, Çarşamba
Saat: 1730

Yer: Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü, A. Gabriel Salonu, Nuru Ziya S. 10, Beyoglu İstanbul

Su için(de) Allianoi: İzin vermeyecegiz (yürüyüş)


Burada genellikle arkeolojiyle ilgili sempozyumlar, konuşmalar gibi etkinlik haberlerini duyuruyorum. Bu sefer ilk kez bir yürüyüşten bahsediyorum.

Çakmak köyünde döğen taşı yapımı

Jacques ve Louise Alpers Bordaz tarafından çekilmiş 1973 yılında Bursa-Harmancık'a bağlı Çakmak köyünde gerçekleştirilen döğen taşı üretimi ile ilgili video.

2009 yılında Bursa yüzey araştırması kapsamında Çakmak köyünü ziyaret ettiğimizde, artık kimsenin bu işi yapmadığını gördük. Ancak, köyde hâlâ döğen taşı yapımı için çakmaktaşının nasıl yongalanmış olduğunu bilenler vardı. Buradaki konuşmalarımızda, "yongalamak" fiili için Türkiye'nin son taş alet yapımcılarının "çelmek" fiilini kullandığını tespit etmiştik.

Kazı Sonuçları Toplantısı ciltleri- PDF

1979 yılından itibaren her yıl Türkiye Kültür Bakanlığı tarafından düzenlenen Kazı Sonuçları Toplantısı'nın ciltlerini bu sayfadan PDF olarak indirebilirsiniz. Türkiye'de gerçekleştirilen neredeyse her arkeolojik kazının çalışma raporlarının bulunduğu bu ciltler, Türkiye arkeolojisiyle ilgili en önemli kaynaklardandır. Birinci cilt ne yazık ki yayınlanmamış olduğu için bulunmamaktadır.
*Aşağıda bağlantılarını bulacağınız pdf dosyaları PB Arkeoloji'de barındırılmamaktadır. Burada telif hakkı sahibinin (TC Kültür Bakanlığı) çıkarlarına zarar vermeyecek bir şekilde, eğitim amacıyla sunulmaktadır. Bu dosyaların çoğunluğuna Kültür Bakanlığı'nın kendi sitesinden de erişmeniz mümkün. 
Hepsini indirmek isterseniz "JDownloader" programını kullanmanızı tavsiye ederiz. Kazı Sonuçları Toplantısı ciltleri ortalama olarak 15MB büyüklüğündedir, kazılarla ilgili makalelerle birlikte resimler ve çizimler de pdf dosyalarında yer almaktadır (toplam boyut 878MB).

Hızlıca hepsini indirmek için paketleri kullanın:
İndirmek istediğiniz cilt paketlerini seçin (her biri 110-130MB boyutlarında):
[1-10]  [11-16]  [17-20]  [21-24]  [25-28]  [29-30]  Yeni: [31-32]

Kazı Sonuçları Toplantısı ciltlerini tek tek, ihtiyacınıza göre indirin:

2. Kazı Sonuçları Toplantısı (1980), Ankara

Kültürel Mirası Katılımcı Koruma Modeli Projesi (Üsküdar)

(Üsküdar) Kültürel Mirası Katılımcı Koruma Modeli Projesi, Proje Tanıtım Toplantısı

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi

Tarih: 6 Aralık 2010, Pazartesi
Saat: 1830

Yer: Altunizade Kültür Merkezi, Barbaros M., Sırma Perde S., 23, Altunizade, Üsküdar, İstanbul

Orta Anadolu'da Bir Model Yerleşme: Güvercinkayası

Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Konferansı:
Orta Anadolu'da Bir Model Yerleşme: Güvercinkayası

Konuşmacı: Prof. Dr. Sevil Gülçur

Tarih: 30 Kasım 2010, Salı
Saat: 1800

Yer: Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi Oditoryumu, Nuru Ziya S. 5, Beyoğlu, İstanbul

*Fotoğraf: B. Dinçer, 2001.

Arkeolojik Verilerin Işığında Hitit İmparatorluğu'nun Temelleri

Beylikten İpmaratorluğa: Arkeolojik Verilerin Işığında Hitit İmparatorluğu'nun Temelleri

Konuşmacı: Doç. Dr. Andreas Schachner (Alman Arkeoloji Enstitüsü, İstanbul)

Tarih: 26 Kasım 2010, Cuma
Saat: 1630

Yer: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya Anabilim Dalı Laboratuvarı, Laleli, İstanbul.

* Kullanılan görsel, haber vermek amacıyla etkinliğin tanıtım afişinden alınmıştır.

Levant'tan ilk bilinçli mezarlar

Early deliberate burials from the Levant
Levant'tan ilk bilinçli mezarlar

Konuşmacı: Anne-Marie Tillier (Institut du Quaternaire, Bordeaux)

Tarih: 25 Kasım 2010, Perşembe
Saat: 1500

Yer: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Prehistorya Anabilim Dalı Laboratuvarı, Laleli, İstanbul

* Kullanılan resim etkinlik tanıtım afişinden alınmıştır.

Sumaki Höyük Kazıları

Sumaki Höyük Kazıları

Konuşmacı: Doç. Dr. Aslı Erim Özdoğan (Onsekiz Mart Üniversitesi, Çanakkale)

Tarih: 24 Kasım 2010, Çarşamba
Saat: 1730

Yer: Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü, Nuru Ziya S. No: 10, Beyoğlu, İstanbul.

* Kullanılan resim, Sumaki Höyük Facebook sayfasından haber aktarmak amacıyla alınarak kullanılmıştır. 

IFEA Fransız Arkeoloji Buluşmaları 1

Birinci IFEA Fransız Arkeoloji Buluşmaları

Tarih: 11-13 Kasım 2010

Yer: Hayriye Cad 16, Galatasaray, Beyoğlu, İstanbul


IFEA Fransız Arkeoloji Buluşmaları Hakkında
[İçeriğin alındığı sayfa] Kasım 2010'da IFEA uzun süredir planladığı ancak hayata geçiremediği bir etkinliğin başlangıcını yapıyor. Böylece, 2010 yılından itibaren IFEA her yıl Türkiye üzerine çalışan Fransız arkeologları, Türk ve yabancı meslektaşlarını buluşturmayı amaçlayan IFEA'da Arkeoloji Buluşmalarını düzenleyecek. Amacımız araştırmacılara karşılaşabilecekleri bilimsel bir platform sunmak olduğu kadar varolan bilimsel ve kurumsal ağı güçlendirerek ve genişleterek, Türkiye'deki Fransız arkeolijisinin dinamizmini de arttırmak. Bu buluşmalar kurumlar arasındaki, Fransız ve Türk bilim adamları arasındaki ilişkileri güçlendirmeyi ve genç araştırmacıları geliştirmeyi amaçlıyor.

XI. Uluslararası Trakoloji Kongresi

XI. Uluslararası Trakoloji Kongresi
(XIth International Congress of Thracology)

Tarih: 8-12 Kasım 2010

Yer: İstanbul Üniversitesi

Program:

09:00-11:00 Açılış Töreni, Cemil Birsel Konferans Salonu, Fen Fakültesi /
Opening Ceremony, Cemil Birsel Hall, Faculty of Sciences

Prof. Dr. Mustafa H. Sayar Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Merkezi Müdürü / Director,
Center for Southeast European Studies

Prof. Dr. Korkut Tuna Dekan / Dean, Edebiyat Fakültesi, İstanbul Üniversitesi / Faculty of
Letters, İstanbul University

Prof. Dr. Yunus Söylet Rektör / Rector, İstanbul Üniversitesi / İstanbul University

8 Kasım 2010 Pazartesi
8 November 2010 Monday

Açılış Bildirisi / Opening Lecture

Prof. Dr. Zofia H. Archibald;
‘Connectivity’, Polybius, Byzantium and the evolution of South-Eastern Thrace / ‘Bağlanırlık’, Polybius, Byzantium
ve Güneydoğu Trakya’nın Evrimi

I. Oturum / Session /

Oturum Başkanı/Chairperson: Albrecht Jockenhövel
11:00-11:20 Eylem Özdoğan

Aşağıpınar Kazılarının Sonuçları Işığında Balkanlar ve Trakya Arasındaki İlişkiler /

Paleoklimatoloji ve Kültürler: Arkeolojide İklim-Medeniyet İlişkisi

Dr. Canan Çakırlar 

Şüphesiz, aklın en önemli göstergelerinden bir tanesi geçmiş deneyimlere dayanarak geleceği tahmin edebilme yetisidir. Küresel iklim değişikliklerine karşı uygarlığın zor bir sınavdan geçtiği şu günlerde, geçmişte yaşamış toplumların benzer olaylara gösterdikleri tepkileri anlamak geleceğimizi kurgulamamız açısından ayrı bir önem kazanıyor.

Bugün, küresel iklim değişikliklerinin insan yaşamını derinden etkileyebileceğini öylesine kabul etmiş durumdayız ki, gelişmiş devletler bilime ayırdıkları kaynakların önemli bir kısmını iklim değişiklikleriyle başa çıkmanın yollarını aramaya adıyorlar. Kabul ettiğimiz bir başka gerçek de insanların ekolojik dengeleri küresel boyutta alt-üst edebilecek kadar iklim olaylarına etki edebileceği. Son yıllarda yapılan arkeolojik ve paleoklimatolojik araştırmalar iklim değişikliklerinin geçmiş uygarlıkların şekillenmesinde de belirleyici bir rol oynadığını, insanların da küresel boyutta olmasa bile bölgesel boyutta çevre şartlarını etkilemiş olduklarını ortaya koyuyor. Bu araştırmalar uygarlık tarihindeki kesintiler olarak da görebileceğimiz karanlık çağlara sebep olan faktörlerin de daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.

Konut ve İnsan: Aşıklı Höyük

Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Arkeoloji Seminerleri Dizisi 2010
Zaman İçinde İnsanoğlunun Barınağı Olarak Konut
Konut ve İnsan: Aşıklı Höyük

Konuşmacılar : Prof. Dr. Mihriban ÖZBAŞARAN – Güneş DURU

Tarih : 27 Ekim 2010, Çarşamba
Saat : 17:30

Yer : A. Gabriel Salonu, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü, Nuru Ziya Sokak 10. Beyoğlu / İstanbul

* Fotoğraf: © B. Dinçer 2001

İzmir Demir Çelik Kurtarma Kazısı

İzmir Klasik Arkeoloji Seminerleri

2009 Yılı İzmir Demir Çelik Kurtarma Kazısı

Konuşmacı: Nuray Çırak (İzmir Müzesi)

Tarih: 20 Ekim 2010, Çarşamba
Saat: 1900

Yer: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi-DESEM, D.E.Ü. Rektörlük Binası Cumhuriyet Bulvarı, No: 144 Alsancak, İZMİR.

Konuşmada İzmir Müzesi’nin iki yıldır Kyme antik kentinin nekropolünde sürdürdüğü kazılarda bulunan eşşiz altın ve diğer gömü buluntuları tanıtacaktır. 


Anadolu'da Hellenistik Dönem Seramiği

COLLOQVIA ANATOLICA ET AEGAEA
Congressus Internationales Smyrnenses III

Uluslararası Çalıştay
Anadolu'da Hellenistik Dönem Seramiği 
Hellenistic Ceramics in Anatolia

Tarih: 12-14 Ekim 2010

Yer : İzmir Fransız Kültür Merkezi, Cumhuriyet Bulvarı No. 152, Alsancak, TR-35210 Izmir.

Tel.: +90.232.463 69 79; +90.539.577 07 33.

E-mail: dilek.kurt @ ifturquie.org

Website: .

Sempozyum programı:

12 Ekim 2010, Salı

0830 – 1025 : Kayıt, kahve

1025 – 1130 : Oturum 1 – Başkan : Binnur GÜRLER (DEU). 
Introduction.

Dülük (Gaziantep) Paleolitik Çağ Buluntuları [Yüksek Lisans Tezi]

Dikkat: Bu yazının bütün bölümleri henüz eklenmedi. 


GİRİŞ

1. YÖNTEM: TAŞ ALET YAPIMIYLA İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

1.1. Taş alet yapım teknik ve yöntemleri
1.1.1. Vurgaç çeşitleri
1.1.2. Taş alet üretim teknikleri
1.1.3. Yongalama yöntemleri
1.1.4. Yongalama, biçimlendirme ve débitage

1.2. Yongaların temel özellikleri
1.2.1. Yonganın unsurları
1.2.2. Yonganın bölümleri
1.2.3. Yongaların kırılma biçimleri

1.3. Düzelti

2. ANADOLU VE ÇEVRESİNDE ALT VE ORTA PALEOLİTİK DÖNEMLER

5.3.1. [Dülük] Yonga ve Yonga Aletlerle İlgili Genel Değerlendirme: Çıkarımlar

5.3. Yonga ve Yonga Aletlerle İlgili Genel Değerlendirme
5.3.1. Çıkarımlar

Dülük buluntularına genel olarak bakıldığında, 378 buluntunun çıkarımlar açısından değerlendirilebileceği ortaya çıkmaktadır. Yongalar ve yonga aletlerin, dış yüzlerinde daha çok paralel çıkarımların mevcut olduğu görülmektedir.  Buluntuların %36'sında paralel çıkarım (137 adet), %14'ünün tek kenardan (yanal) (53 adet), %14'ünün birbirine dik (orthogonal) (52 adet) çıkarımlar bulunmaktadır (Tablo 7, Şekil 31).


İki buluntuda, yonga çıkarımı gerçekleştirildikten sonra bu yonganın dış yüzeyinin çekirdek olarak kullanıldığına dair içler bulunmaktadır. Bunlarda aynı zamanda diğer çıkarım izleri de mevcut olduğundan, bunlar bulunan çıkarım izlerine göre tablolara yansıtılmıştır.
 
Bu tezin bütün bölümleri

5.3.2. Dülük buluntularında korteks dağılımı

5.3.2. Korteks
Çıkarımlar açısından değerlendirilen 378 buluntu korteks açısından değerlendirildiğinde, 131 yonga alette ve 11 yongada korteksin bulunmadığı görülmektedir. 236 buluntuda korteks bulunmaktadır.

236 buluntudaki korteks oranlarına bakılırsa, 125 buluntuda (yaklaşık %53), korteksin yüzeyin %25'ine kadar bir oranda olduğu görülür. Bunu 44 buluntuyla %26'dan %50'ye kadar olan korteks oranı izler. %51-75 arasındaki korteksli buluntular 28 adettir (yaklaşık %12). %76-90 arasındaki korteksli buluntular 17 adettir (%7). %91'den daha fazla kortekse sahip buluntuların sayısı 22'dir. Korteks oranı arttıkça, buluntu sayısı genel olarak azalır. Ancak, tamama yakın korteks içeren buluntular bu genel eğilimi hafifçe bozar; tamamına yakın korteksli buluntular, %76'dan %90'a kadar korteksli buluntulardan biraz daha fazladır.

Korteksli buluntularda korteksin bulunduğu alanlara bakıldığında, 236 buluntuda, distal, proksimal, sağ ve sol kenarlar olmak üzere toplam 944 (236x4=944) alan bulunur. Korteks toplam 372 alanda bulunmaktadır. Bunların 116'sı distal alanlardır. Bunu 100 sol kenar izler. Sağ kenarda korteks bulunma sayısı 87'dir. Proksimalde korteks bulunma sayısı 69'dur. Distalde ve proksimalde korteks bulunma oranlarının farklılığının yüksek olmasının temel nedeni, çıkarımların çoğunun paralel olmasından kaynaklanmaktadır. Sağ ve sol kenarlar arasındaki farklılık ise belirli bir sonuç elde etmek için yeteri kadar fazla değildir.

Bu tezin bütün bölümleri

5.3.3. Dülük yongalarında topuk/platform biçimleri

5.3.3. Topuklar

378 adet olan yonga ve yonga alet taşımalıkları içinden 136'sının topuğu kırık, 10 tanesinin ise topuk özellikleri belirsizdir. Kalan 232 buluntunun 168'inin topuğu düzdür (yaklaşık %72). Bunu 29 adetle korteksli topuklar izler (%12.5). Façetalı topuk 19 örnekte görülmüştür (%8). V açılı topuk dokuz, noktasal topuk üç örnekte mevcuttur (Şekil 32).
Topuk açılarında dik açılı ve 120º'ye kadar geniş açılı topuklar baskındır. 112 topuğun açısı 120º'ye kadar geniş, 102 buluntunun topuğu dik (90º) açılıdır. Dar açılı ve 120º'den fazla geniş açılı topuklar dokuzar adettir. 
Clacton, dönemsel ve taş alet yapım gelenekleriyle ilgili bir tanım değil de, yongalarda izlenen teknolojik bir özellik olarak kabul edildiğinde ve bu, topuğun kopma yüzeyine geniş açılı olması, topuğun geniş ve vurma yumrusunun gelişmiş olmasıyla tanımlanırsa, Dülük yongalarında Clacton özelliklerinin baskın olduğunu söylemek mümkündür.
Bununla birlikte değerlendirilebilecek bir başka durum da, Dülük buluntuları içerisinde, az sayıda (dört adet) buluntuda, gözlemlenebilen vurma izleridir. Bunlar, taşların yüzeyindeki dairesel (İngilizce'de ring crack denilen) izlerdir. Bu taşlar olasılıkla "örs" olarak kullanılmıştır. Sabit vurgaca yongalanacak hammaddenin vurulması (percuteur dormant kullanımı) Clacton tekniği ile bağdaştırılabilir (Brézillon 1969: 71).  

5.3.4. Dülük'teki uzun yongalar

5.3.4. Uzun yongalar

Dülük buluntuları içinde göze çarpan bir başka husus da, "uzun yonga"ların (elongated flake) yüksek oranıdır. Günümüz terminolojisinde tipolojik olarak dilgi/uzun yonga, uzunluğu (boyu) eninin iki katı ya da daha fazlası kadar olan yonga olarak tanımlanır. Yonga ve yonga alet taşımalıklarının boy ve enlerinin birbirine oranları karşılaştırıldığında, boyu eninin iki katı ve fazlası kadar olan yonga ve yonga alet taşımalıklarının yaklaşık %17 kadar olduğu ortaya çıkmaktadır (64 adet).
Bu hesaplama yapılırken, kırık olmayan ve sadece boydan kırık olan buluntular hesaba katılmış, enden kırık olan buluntular bu sayılara dahil edilmemiştir.
Uzun yongadan yapılmış 56 aletin büyük çoğunluğu iki kenar kazıyıcıdır (34 adet). Bunu 18 adet tek kenar kazıyıcı izler. Bu durum, İstanbul koleksiyonundaki bütün alet tiplerinin dağılımıyla uyumludur. Dolayısıyla, uzun yongaların diğer yongalarla aynı tercihler için kullanılmış olduğu düşünülebilir.
Uzun yongalar içinde korteksli olanların sayısı 45'tir (%83). Bu durum, uzun yongaların daha çok çekirdeğin ilk biçimlendirilme aşamasında elde edilmiş olduğunu göstermektedir.
2010 arazi gözlemlerinde karşılaşılan çekirdekler, uzun yongaların üretimiyle ilgili, İstanbul koleksiyonunda bulunmayan verilerin elde edilmesini sağlamıştır. Arazi gözlemlerinin sınırlı olabileceği ve genellemeler yapmak için daha geniş bir analize ihtiyaç duyulduğunun ayrıca belirtilmesi gerekir. Fakat genel bir üretim yöntemi ortaya konmak istenirse, şimdilik bu gözlemler kullanılabilir. Buna göre, oval ya da dörtgene yakın biçimli iri çakmaktaşı yumrularında, kenarlardan bir tanesi kırılarak bir vurma düzlemi hazırlanır. Daha sonra, bu vurma düzleminden uzun yongalar genellikle çekirdeğin sadece bir ya da birbirine bitişik iki kenarı kullanılarak çıkarılır.
Uzun yongaların üretiminde, levallois yöntemi kullanılmamıştır. 

Sonuçlar: Dülük Paleolitiği

Elde edilen sonuçlar açıklanmadan önce, gerçekleştirilen çalışmanın bazı eksikliklerinin olduğundan kısaca da olsa söz edilmesi gerekmektedir. Dülük'le ilgili edinilen bilgilerin gelecekte geliştirilmesi ve sağlamlaştırılabilmesi için, bu hususların burada verilmesi uygun olacaktır.
Her ne kadar, veritabanı değişik kategorilerin eklenip çıkarılmasına elverişli bir şekilde yapılmış olsa da, buluntuların, örneğin bir tipoloji listesine (en uygun olarak örneğin Bordes tipoloji listesine) göre tanımları bu veritabanında yer almamıştır. Veritabanı daha çok teknolojik bilgilerin girilmesinde kullanılmıştır. Aletler için, bir eksilme (reduction) endeksi oluşturulamamıştır. İki yüzeylilerin yongalanmış kenarlarının kenarların ne kadarı oranında olduğu ölçülmemiştir. Çekirdekler için de, çıkarım boyları ve kırılma biçimleri incelenmemiştir. Bunların temel nedeni, karşılaştırma yapılacak diğer buluntu yerleriyle ilgili yayınlarda bu tür verilere rastlanmamış olması ve dolayısıyla bu verilerin kullanılamayacak olduğunun düşünülmesidir.
Bu çalışmanın bir başka ve belki de en önemli eksiği de, Ankara Üniversitesi ve Gaziantep Müzesi gibi değişik yerlerdeki Dülük buluntularının bu çalışmaya kısıtlı zaman ve benzeri imkânsızlıklar yüzünden katılamamış olmasıdır. Buna benzer bir başka durum da, İstanbul Üniversitesi'nin koleksiyonunda, Dülük yakın çevresinden başka Paleolitik buluntuların da olduğunun bilinmesine rağmen, bunların incelenememiş ve karşılaştırılamamış olmasıdır. Her ne kadar, bu çalışmanın kapsamında belirlenen konuyla ilgili analizler tam olarak yapılmış olsa da, bu kapsamın gelecekte genişletilerek sözü edilen konuları da içermesi, bilimsel anlamda daha verimli olacaktır.

Dülük Paleolitik Buluntuları için Kaynakça

Alçiçek M.C., N. Kazancı, Ş. Şen, J. Kappelman, M. Özkul, 2006    "Türkiye’deki en eski hominin buluntusu", 59. Türkiye Jeoloji Kurultayı, Bildiri Özleri Kitabı, Ankara, ss. 468.

Akazawa, T., 1974    "The Palaeolithic assemblages from the Douara Cave Site", The Palaeolithic
Site at Douara Cave in Syria II, Bulletin 6, H. Suzuki and F. Takai (eds.), University Museum, University of Tokyo, ss. 1-167.

Akazawa, T., S. Muhesen, Y. Dodo, O. Kondo, M. Yoneda, C. Griggo, H. Ishida, 2004    "Neanderthal burials: Excavations of the Dederiyeh Cave, Syria", From the River to the Sea, O. Aurenche, M. Le Meère, P. Sanlaville (eds.), BAR International Series, Oxford, ss. 241-270.

Algaze, G., M. Rosenberg, 1991    "The Tigris-Euphrates Archaeological Reconnaissance Project, 1989", XIII. Araştırma Sonuçları, ss. 137-161.

Arsebük, G., 1993    "Yarımburgaz, A Lower Paleolithic Cave Site Near Istanbul", M. Frangipane,
Between the Rivers and Over the Mountains (Archaeologica Anatolica et Mesopotamica Alba Palmieri Dedicata), H. Hauptman, M. Liverani, D. Matthiac, M. Mellink (eds.), Gruppo Editoriale Internazionale, Roma, ss. 23-36.

Arsebük, G., 1995    İnsan ve Evrim, Ege Yayıncılık, İstanbul.

Arsebük, G., 1996    "Trakya'da Eski Bir Yerleşim Yeri: Yarımburgaz Mağarası Alt Paleolitik Çağ
Bulguları", Anadolu Araştırmaları XIV, ss. 33-50.

Yedi Uyurlar: Ashab-ı Kehf Mağara Kültü ve Anadolu’da Ortaçağ Sınırları

Berkay Dinçer
Yedi Uyurlar: Ashab-ı Kehf Mağara Kültü  ve Anadolu’da Ortaçağ Sınırları
[İçindekiler]




Bu yazıyı kaynak göstermek için:
Dinçer, B.,
2010 "Yedi Uyurlar: Ashab-ı Kehf Mağara Kültü ve Anadolu’da Ortaçağ Sınırları", PALEOBERKAY ARKEOLOJİ SİTESİ, 07.10.2010.

Bu yazıyı PDF olarak görüntüleyin ve/veya indirin.

Yedi Uyurlar - Giriş

1. Giriş

Hıristiyanlık'taki Efes'in Yedi Uyurları efsanesi ile İslâm'ın Ashab-ı Kehf efsanesinin ortak özelliği, ikisinin de ölümden sonra insanların tekrar diriltilebileceğiyle ilgili birer hikâye olmalarıdır. Hıristiyanlık'ta bu hikâyenin ortaya çıkışı, insanların ölümden sonraki yaşama inanmamaya başladıkları bir döneme denk gelir ve hikâye insanların inançlarının kuvvetlendirilmesi için kullanılır (ERSÖZ 1991: 467). İslâm ise, aynı hikâyeyi başka bir amaçla kullanır. İslâm yeni yerleşmeye çalıştığı bir coğrafyada, Anadolu'da bu efsaneyle ilişkili mağaraları kendisine sahiplenecek alanlar olarak belirler. Hıristiyanlık'takiyle neredeyse tamamıyla aynı olan hikâyede, İslâm, ayrıntılara pek fazla önem vermez. Kur'an için, hikâyenin asıl vurucu kısmı, ölümden sonra bir yaşamın olacağı ve tanrının bunu gerçekleştirmeye muktedir olduğudur. Zaman içinde, hikâyenin müslümanlar için taşıdığı anlam değişir. Bu hikâyede geçen yerler, önce Araplar'ın Bizans'a karşı batı sınırında bir sabit nokta, daha sonra da Selçuklular'ın Araplara'a karşı doğu sınırında bir başka sabit nokta olarak önem kazanır.

Yedi Uyurlar Efsanesi

2. Yedi Uyurlar Efsanesi

İnsanların uzun süre uyuduklarıyla ilgili efsaneler aşağıda detaylı olarak anlatılacaklar olan öykülerle sınırlı değildir. Dünyadaki diğer mitolojilerde, özellikle Hint kutsal kitaplarında peşlerinde bir de köpek olan yedi kişinin riyazet için krallığa ve dünyaya yüz çevirdikleri de anlatılmaktadır. Ayrıca, Hindistan'dan tek başına bir kişinin uzun süre uyuması da bilinmektedir (ERSÖZ 1991: 465).

Bu makalenin bütün bölümleri

Hıristiyanlık'ta Yedi Uyurlar Efsanesi

2.1. Hıristiyanlık'ta Yedi Uyurlar Efsanesi 

Ashab-ı Kehf, Ortaçağ boyunca İslâm ve Hıristiyanlık'ta yeniden dirilişin bir kanıtı olduğu için çok popüler olmuş bir hikâyedir. Efes'in Yedi Uyurları da bu hikâyenin Hıristiyalık'taki anlatım biçimidir (Encyclopaedia Brittanica: "Seven Sleepers of Ephesus"). Bu hikâye, Bizans İmparatoru II. Theodosius'un saltanatının 38. yılında, Efes kentine yakın bir mağarada hiç bozulmamış insan cesetlerinin bulunmasıyla ortaya çıkmıştır (ERSÖZ 1991: 465).

Hikâyeye göre, hıristiyanların Roma imparatoru Decius (MS 249-251) zamanında gördüğü eziyet döneminde, bazı anlatımlarda sekiz, pek çok diğer anlatımda ise yedi hıristiyan asker, memleketleri Efes kenti yakınlarında, daha sonradan girişi kapanan bir mağaraya saklanırlar (Encyclopaedia Brittanica: "Seven Sleepers of Ephesus"). İmparator, putlara tapınılmasını ve hıristiyanların da onlar için kurban kesmesini emredince, efsanenin bir anlatımına göre sarayda yaşamakta olan yedi genç, baskılara rağmen kurban kesmeyi reddeder. Bunlara düşünmeleri için süre verilir. İmparator şehirden ayrılınca gençler de kaçarak bir mağarada gizlenirler. Kısa bir süre sonra şehre geri dönen imparator gençleri huzuruna çağırır. Gençler bunu şehire yiyecek almak için gönderdikleri bir arkadaşlarından öğrenince derin bir uykuya dalarlar (ERSÖZ 1991: 465).

İslâm'da Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar)

2.2. İslâm'da Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar)

İslâm'ın kutsal kitabı olan Kur'ân-ı Kerîm'in 18. Sûresi, Ashab-ı Kehf ile ilgilidir. Adı, Ashab-ı Kehf'e referansla Kehf olan bu sûrede Hıristiyanlık'taki Yedi Uyurlar benzeri bir hikâye anlatılmaktadır. İslâm'daki Ashab-ı Kehf hikâyesi, Hıristiyanlık'taki Yedi Uyurlar efsanesinin karşılığıdır (PANCAROĞLU 2005: 249). Ashab-ı Kehf, "mağara arkadaşları" demektir. 110 âyetten oluşan sûrenin Mekke'de indiği, ancak sûrenin 28. âyetinin Medine'de indiği de rivayet edilmektedir. Kur'an'ın Türkçe tefsirinde 9 âyete yazılan açıklamaya göre, kehf, "dağda bulunan genişçe mağara" demektir. Aynı âyette geçen rakîm'in ne olduğu konusunda kesin bir sonuca varılmamıştır. Ashab-ı Rakîm'in mağaranın bulunduğu dağ ya da vadi ya da Ashab-ı Kehf'in isimlerinin yazılı olduğu kitabe olabileceği düşünülmektedir (Kur'an, "Kehf").

Kur'an'da anlatıldığına göre, "o yiğit gençler" kavimleri Allah dışında tanrılara inandığı için bir mağaraya sığınmış ve içinde bulundukları zor durumdan kurtulmayı dilemişler ve bu dileklerinin üzerine "nice yıllar kulaklarına perde" koyulmuş. Kalktıkları zaman, kaldıkları zamanı kim (Ashab-ı Kehf ve hasımları) daha iyi hesap eder diyerek uyandırılmışlar (Kur'an: 18: 10-16).

Bir sınır, iki efsane ve sayısız mağara...

3. Bir sınır, iki efsane ve sayısız mağara...

Müslümanların Yedi Uyurlar efsanesinin geçtiği bölgeyi 7. yüzyılda Arap bölgesine yakın olan bir başka Efes'te (Afşin) konumlandırdıkları bilinmektedir (BOWKER 2000). Ashab-ı Kehf (Ashab al Kahf ya da Eshab-ı Kehf) kompleksi, bugünkü Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesinin batısında bir tepededir. Burada, 13. yüzyılda Selçuklular tarafından inşa edilmiş üç bina bulunur. Bu binalar, Ashab-ı Kehf mağarasını belirler (PANCAROĞLU 2005: 249).

Eyyübi tarihçi ve devlet adamı Ibn al-Adim 1230 yılında burayı ziyaret etmiştir. Buradaki mağaradan "Bughyat al-talab fi ta'rikh Halab" kitabında iki yerde bahsetmiştir (aktaran PANCAROĞLU 2005: 249 ve dipnot 1). Bunlardan birincisi Arabsus şehri ile ilgili olan bölümdedir. Burada şehrin yakınındaki bir dağdaki mağarayı ziyaret ettiğini ve aynı Tanrı'nın kitabında yazdığı gibi bulduğunu yazmıştır. Aynı zamanda, buraya, büyük, güzel ve ferah bir binanın yapıldığından da söz etmiştir. Kitabının Afşin'deki mağaradan söz ettiği ikinci bölümü ise, tapınak ve türbelerle ilgili bölümüdür. Burada, Arabsus'taki mağarada Ashab-ı Kehf'in 300 yıl yaşadığından; mağaraya çok sayıda ziyaretçinin geldiğinden ve mağaranın alçak tavanı yüzünden içinde dik yürümenin mümkün olmadığından söz eder (aktaran PANCAROĞLU 2005: 250).

Ashab-ı Kehf Mağarası'nın Yerini Bulmayı Zorlaştıran Nedenler

3.1. Ashab-ı Kehf Mağarası'nın Yerini Bulmayı Zorlaştıran Nedenler 
Arap kaynaklarına göre Ashab-ı Kehf mağarası hakkında verilen bilgiler mağaranın tam yeri hakkında çeşitli sorunlar ortaya koymaktadır. Arap kaynaklarında, Kur'an'dakinden daha ayrıntılı anlatımlar mevcuttur. Böylelikle mağaranın yeri ve özellikleri hakkındaki görüşler de farklılaşmaktadır (PANCAROĞLU 2005: 252).

Bu görüşleri farklılaştıran en önemli kaynaklardan bir tanesi de bizzat Kur'an'ın ilgili sûresi olan Kehf sûresinin 9. âyetidir. Burada geçen Rakîm kelimesinin anlamı tam olarak anlaşılamamaktadır. Buradaki Rakîm'in, Ashab-ı Kehf ile aynı olduğu sanılması konusuna al-Masudi (ö. 956) de değinmiştir (aktaran: PANCAROĞLU 2005: 252-253). Türkçe Kur'an meâlinde de aynı konu tartışılmış ve Rakîm'in Ashab-ı Kehf'in isimlerinin yazılı olduğu kitabe olabileceği açıklanmıştır (Kur'an: 18: 9). Dolayısıyla Rakîm kelimesi de mağaranın tam yerine müslümanları yaklaştıramamaktadır.

Arap Kaynaklarında Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası

3.2. Arap Kaynaklarında Ashab-ı Kehf (Yedi Uyurlar) Mağarası 

Arap kaynaklarında mağaranın yeri net olmamakla birlikte, tarih içinde mağaranın yerini tespit etme çalışmalarının en azından bir kısmı günümüze özellikle yazılı belgelerde kalmıştır. Bunlardan bir tanesi, Bizans ile Arap dünyaları arasında akışkan bir sınır olan Anadolu'ya gönderilen Muhammad bin Musa al Munajjim'dir. Abbasi halifesi al-Wathiq (842-847) tarafından Anadolu'ya gönderilen Munajjim'in, ünlü matematikçi ve astronom Abu Jafar Muhammad b. Musa al Khwarazmi (ölümü 847 sonrasında) olması olasıdır. Burada bir astronomun mağarayı aramak için gönderilmesi, Kur'an'da mağaranın güneşe göre konumunu belirten âyetle ilgili olabilir gibi görünmektedir (PANCAROĞLU 2005: 254-255).

Kaynaklarda başvurulan bir başka kişi de, Ali b. Yahya'dır. Bu da bir askeri sefer sonrasında Anadolu'da bir mağarayı ziyaret etmiştir. Halife Ebubekir zamanında (632-634) bir elçinin Constantinople (İstanbul) ziyareti sırasında Ubada b. al-Şamit de bir mağarayı ziyaret eder. Bizans'a giden elçilerin İstanbul yolunda mağarayı ziyaret ettikleri hem al-Muqaddasi, hem de Yaqut tarafından aktarılmaktadır (PANCAROĞLU 2005: 255-256).

Hangi Yedi Uyurlar Mağaraları Ziyaret Edildi?

3.3. Hangi Yedi Uyurlar Mağaraları Ziyaret Edildi? 

Arap kaynaklarındaki Ashab-ı Kehf mağarasıyla ilgili bilgilere genel olarak bakıldığında, bu mağaralar hakkındaki bilgilerle ilgili olarak akıllara bazı sorular gelmektedir. Bunların başında, anlatılanların hepsinin aynı mağaralar olup olmadıkları gelir. Ibn Khurradadhbih, al-Muqaddasi ve al-Masudi, bölgedeki herhangi bir mağaradan söz ediyor olabilirler (PANCAROĞLU 2005: 261) Anadolu, mağaralar açısından zengindir. Tüm Türkiye'de bugün için bilinen mağara sayısı 2327'dir ve bu rakama, bilgileri yayınlanmamışlar da dahil değildir (TANINDI-UYGUN 2006). Bu düşünüldüğünde, Arap kaynaklarında anlatılan Ashab-ı Kehf mağarasını bulmak imkânsızlaşmaktadır.

Arap kaynaklarında anlatılan mağaraların yer haricindeki bilgilerinde bir ortaklık söz konusudur. Mağaralara bir tepenin kenarı ya da tabanından girilir. Bu mağaraların hepsinde uzun bir tünel bulunur. Tünelin sonunda bir açıklık ya da çöküntü bulunur. Burada su vardır. Bunun çevresinde taşa kesilerek oyulmuş odalar ya da mağara mekanları bulunur. Ziyaretçinin son durağı, sütunlar ve bir kapının arkasındaki mağaradır.

Afşin'de "Resmi" Bir Ashab-ı Kehf Mağarası

4. Afşin'de "Resmi" Bir Ashab-ı Kehf Mağarası 

12. yüzyılın sonlarına doğru, günümüz Afşin'inde (Arabisos) ikinci bir mağaradan söz edilmeye başlanır. Buradaki mağara, ilgiyi içinde vücutlar olan diğer mağaradan çekerek, resmi olarak kabul edilen bir mağara haline gelir. Ibn al-Adim, 1230'da bu mağarayı ziyaret eder. Al-Harawi, 1215 yılında Anadolu'da gezerken, daha önceki mağara hala bir kült yeri olarak ilgi görmekteydi (PANCAROĞLU 2005: 266).

Buradaki mağara da, tünel gibi bir girişe sahiptir. Aynı zamanda yine bir tepenin tabanında yer alan bir girişi vardır. Al-Harawi buradaki ölüleri saymıştır ve daha önceden bildirilen 13'ten çok daha fazla sayıda olduklarını ifade etmektedir. Bunların pek çoğunda şiddet izleri bulunmaktadır. Bir kısmının türbanlı olduğunu bildirmesiyle bunları İslâm'la ilişkilendirmemize neden olur. Bölgede yaşayan Yunanlar, bu kişilerin hıristiyan olduğunu söylemektedir. Al-Harawi, bunlarda tırnak ve saç uzaması olmadığını, bunların tamamıyla ölü olduğunu ifade eder (aktaran PANCAROĞLU 2005: 267).

Hıristiyanlık ve İslâm'da Yedi Uyurlar Resimleri

5. Hıristiyanlık ve İslâm'da Yedi Uyurlar Resimleri

Yedi Uyurlar veya Ashab-ı Kehf olarak bildiğimiz hikâyenin hem Hıristiyanlık'ta, hem de İslâm'da çeşitli görsel tasfirleri bulunmaktadır. Bunların içinden ulaşabildiklerimiz, İslâm'la ilgili M. And'ın (2008) Minyatürlerle Osmanlı-İslâm Mitologyası kitabında bulunan İslâm dönemi minyatürleri ve başta Wikipedia'nın Yedi Uyurlar'la ilgili Fransızca, İngilizce ve Romence maddelerindeki Hıristiyanlık çizimleridir.

Hıristiyanlık çizimlerinin iki tanesinin nereden olduğu belirtilmiştir. Bunlardan birisi, 19. yüzyıla ait, Güney Almanya'da, Neuss'da bulunan Clemens-Sels Müzesi'nden bir resimdir. Burada, Yedi Uyurlar, sarı zemin üzerinde kahverengi ve insan yapısı gibi duran bir kapalı alan içinde, gözleri açık ve oturur bir vaziyette resmedilmişlerdir (bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Image:Seven_sleepers.jpg).

Kaynağını bildiğimiz bir başka resim, 14. yüzyıla aittir ve "Vies de saints (Azizlerin Hayatı)" adlı eserde Richard de Montbaston ve diğerleri tarafından yazılmış bir eser kaynak olarak gösterilmiştir. Burada, Decius, Yedi Uyurları mağraya kapatırken gösterilmektedir.

Yedi Uyurlar Efsanesi: Sınırlar ve Kutsal Mağaralar

6. Sonuç: Sınırlar ve Kutsal Mağaralar

Mağaralar İslâm toplumları için her zaman için öneme sahiptir. Bunda önemli efsanelerin mağaralarda geçmesinin önemi büyüktür. Dolayısıyla, Araplar'ın akınları sırasında mağaralar onların Anadolu'yu sahiplenmesine olanak sağlamaktadır. 13. yüzyıla kadar, hep batıda, Bizans'ın yakınlarında düşünülen Ashab-ı Kehf mağarası, burada, Araplar'ın politik ve askeri hedeflerine ulaşmasında bir öge olarak kullanılıyordu. Daha sonra Anadolu'nun kontrolü Selçuklulara geçtiğinde, onlar da mağarayı, daha doğuya, belki de kendilerine Bizans'tan daha büyük bir tehdit olarak gördükleri Araplar'a doğru taşımakla, doğu sınırlarını güçlendirdiler. Bu tür bir yer değişiminin en önemli nedeni, daha önceki yazılı belgelerde, Araplar'ın mağaranın yerini net olarak belirlememiş olmasından kaynaklanıyor olabilir.

Acaba Araplar, neden mağaranın yerini tam olarak belirlemediler? Bu, kesinlikle, onların Selçuklular gibi, böyle bir mağarayı resmen kabul edecek araçlardan yoksun olmalarından kaynaklanmıyor olmalı. Bunun belki bir nedeni, daha önceden bildikleri Hıristiyanlık hikâyesinin net olarak belirlediği coğrafi alanlara ulaşamamış olmaları olabilir. Mağaranın yerinin muğlak bırakılmasında elbette Kur'an'daki âyetlerin de etkisi büyüktür. Bu âyetlerde, Hıristiyanlık'ta Kutsal Kitap'a girmemiş bile olsa, daha net olarak bilinen efsanenin bazı yerleri belki de bilinçli olarak bulanıklaştırılmıştır. Ancak, tabi, mağaranın bir sınır taşı olarak kullanımının yüzyıllar öncesinden görüldüğünden dolayı böyle bir karartmanın yapılmış olduğunu söylemek mümkün değildir. Burada, arka arkaya gelen pek çok rastlantının önceden kestirilemeyen sonuçları söz konusu olmalıdır.

Cave of Seven Sleepers in Ephessos

Cave of the Seven Sleepers. 

Image taken from Wikipedia, licensed under GNU.

Ashab-i Kehf drawing

Drawing of Ashab-ı Kehf Cave in ancient Ephessus, Turkey.

Bibliography for Ashab-ı Kehf Cave Cult


AND, M., 2008
Minyatürlerle Osmanlı-İslâm Mitologyası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

BOWKER, J. (ed.), 2000,
"Seven Sleepers of Ephesus" , The Concise Oxford Dictionary of World Religions, Oxford University Press; Oxford Reference Online: http://www.oxfordreference.com/views/ENTRY.html?subview=Main&entry=t101.e657, Erişim tarihi: 04.05.2008.

DRABBLE, M. (ed.), 2000,
"Seven Sleepers of Ephesus", The Oxford Companion to English Literature, Oxford University Press; Oxford Reference Online: http://www.oxfordreference.com/views/ENTRY.html?subview=Main&entry=t113.e685, Erişim tarihi: 04.05.2008.

Encyclopaedia Britannica, 2008,
"Seven Sleepers of Ephesus", Encyclopædia Britannica Online: http://search.eb.com/eb/article-9066942, Erişim tarihi: 04.05.2008.

ERSÖZ, İ., 1991,
"Ashâb-ı Kehf", Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, C: 3: 465-467.

JOURDAN, F., 2001
"Les sept dormants, au seuil du XXIe siècle: un héritage d'avenir exigeant", Chemins de Dialogue (La religion et la mystique) 18: 73-88.

Kur'an, 1998,
"Kehf", Kur'an-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara: 292-303.

PAMUK, A., 2006
Sure-i Yasin, Tebareke, Amme, Namaz Sureleri ve Dualar, Pamuk Yayıncılık, İstanbul.

PANCAROĞLU, O., 2005
"Caves, borderlands and configurations of sacred topography in medieval Anatolia", Mésogeios (Les Seldjoukides d'Anatolie) 25-26, G. Leiser (ed.), Hêrodotos, Paris: 249-281.

SAYMAZ, İ., 2005
"Kuran Işığı Afşin'de", Radikal Gazetesi, 28.08.2005.

SİLİBOLATLAZ, D., 2008
"Amorium", yayınlanmamış Yüksek Lisans tezinden bir bölüm, Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Yerleşim Arkeolojisi Bölümü.

TANINDI, O., D. UYGUN, 2006,
Türkiye Mağaralar Envanteri, Ege Yayınları, İstanbul.

Wikipedia, 2008,
"Coptic language", Wikipedia, The Free Encyclopedia, http://en.wikipedia.org/w/index.php?title=Coptic_language&oldid=210630600
Erişim tarihi: 11.05.2008.

Smyrna'nın Soylu Yurttaşları ve Yaşantıları: İzmir Müzeleri Yüzük Taşları Kolleksiyonu

İzmir Klâsik Arkeoloji Seminerleri 1
Smyrna'’nın Soylu Yurttaşları ve Yaşantıları: İzmir Müzeleri Yüzük Taşları Kolleksiyonu

Konuşmacı: Doç. Dr. Ergün LAFLI
( Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Ortaçağ Arkeolojisi Anabilim Dalı)

Tarih: 29 Eylül 2010, Çarşamba
Saat: 1900

Yer: Dokuz Eylül Üniversitesi, Sürekli Eğitim Merkezi-DESEM, D.E.Ü. Rektörlük Binası, Cumhuriyet Bulvarı, No: 144, Alsancak, İZMİR.

Tel.: +902324222946
Tanıtım epostasından alınmıştır.
29 Eylül 2010, Çarşamba, saat 19.00’da başlayacak olan seminer dizisi içindeki ilk konuşma Dokuz Eylül Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Ortaçağ Arkeolojisi Anabilim Dalı başkanı Doç. Dr. Ergün LAFLI tarafından «Smyrna’nın Soylu Yurttaşları ve Yaşantıları: İzmir Müzeleri Yüzük Taşları Kolleksiyonu» başlığı ile sunulacak. Konuşmada 2010 yılında İzmir Müzelerinde gerçekleştirilen çalışmada belgelenen, ağırlıklı olarak Erken Roma dönemine tarihlenen 130’dan fazla yüzük taşı örneği tanıtılacaktır. Çoğu İzmir ve çevresinden toplanan bu eserler Roma dönemi için önemli ve güzide bir eser grubunu teşkil etmektedir. Eserlerde o dönemin soyluların yaşantılarına ilişkin birçok anlamlar gizlidir. Bu seminerler ücretsiz olup, herkese açıktır. Konuşma süresi yaklaşık 60 dakikadır.

Yarımburgaz Mağarası Orta Pleistosen Kaydı. Bir kavşakta kültür ve biyoloji


Culture and Biology at a Crossroads. The Middle Pleistocene Record of Yarımburgaz Cave
Editörler: Howell, F. Clark - Güven Arsebük - Steven L. Kuhn - Mihriban Özbaşaran - Mary C. Stiner

Türkiye'nin en önemli Paleolitik Çağ buluntu yerlerinden olan Yarımburgaz Mağarası'yla ilgili bir monografi geçtiğimiz aylarda yayınlandı.

Kitapta Yarımburgaz Mağarası'nda 1988-1990 yıllarında gerçekleştirilen kazılarla ilgili sonuçlar bulunuyor. Jeoarkeoloji, tarihleme yöntemleri, fauna buluntuları ve taş aletlerle ilgili analizler ayrıntılı olarak yayınlanmış.

Kitap hakkında

400 s, renkli ve s/b resimler, sert kapak ciltli, İngilizce. Yayıncı: Ege Yayınları

İçindekiler

Bursa ve Çevresi Yüzey Araştırmaları 2008-2009 Tarihöncesi Buluntuları

Bursa ve Çevresi Yüzey Araştırmaları 2008-2009 Tarihöncesi Buluntuları
[İçindekiler]
Yazar: Berkay Dinçer


Dinçer, B., 2010
"Bursa ve Çevresi Yüzey Araştırmaları 2008-2009 Tarihöncesi Buluntuları”, Arkeoloji ve Sanat 134: 1-16. [PDF]

ya da internet sürümü için:
Dinçer, B., 2010
"Bursa ve Çevresi Yüzey Araştırmaları 2008-2009 Tarihöncesi Buluntuları”, PaleoBerkay Arkeoloji Sitesi, 14.08.2010.

Bursa Survey 2008-2009: Prehistoric finds (summary)

BURSA AND ITS VICINITY SURVEY 2008-2009: PREHISTORIC FINDS
Summary:

Located at the interface between Anatolia and the Balkans, area of Bursa province has great importance to understanding of cultural histories of these regions. 2009 field campaign of Bursa province archaeological survey concentrated to the mountainous area on the south of Uludag mountain in the areas of Keles and Orhaneli districts.

Şahinkaya Cave archaeologically discovered in 2007 revealed the first evidence of the Middle Paleolithic in Bursa with associated faunal remains. In 2008, another Middle Paleolithic site was found at Görükle, again by coincidence. 2009 survey provided the first Paleolithic sites found with systematical research. Belen Tepe yielded bifacial artifacts and levallois productions. A few Middle Paleolithic cores and flakes are found in Gâvur Evleri. Flint type found at Gâvur Evleri is also represented at Görükle in low percentages which is approximately 60 km on the other side of Uludağ. This indicates circulation of raw materials on both sides of Uludağ in the Mousterian.

Neolithic/Chalcolithic occupations of the mountainous Bursa area was not known before 2009 survey. All former Neolithic/Chalcolithic sites were mounds in the plains, thus those are the first Neolithic/Chalcolithic evidences from caves in Bursa. In Kusumlar, Çaltepesi and Sinekkayası 2 caves there are also very few flint artifacts and pottery which may be dated to Neolithic/Chalcolithic periods. Kaynarca mound and Sinekkayası revealed EBA pottery.

Dağlık Bursa'da prehistorik araştırma

1. GİRİŞ

2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığının izni ile Prof. Dr. Mustafa Şahin başkanlığında başlatılan “Bursa ve Çevresi Kültür Envanteri Projesi” çerçevesinde 2008 yılından başlayarak araştırmalar “Dağlık Bursa” olarak adlandırılan Keles, Orhaneli, Büyükorhan ve Harmancık ilçelerine kaydırılmıştır. 2008 ve 2009 yıllarındaki sezonlarda Keles ve Orhaneli İlçelerinin taramaları tamamlanmıştır. Araştırma alanı, Ege Bölgesi'nin İçbatı Anadolu bölümüne dahildir. Kuş uçumu olarak Marmara Denizi bu alana yakın olsa da, “Dağlık Bursa” olarak da adlandırılan bölge, Bursa'nın kuzey kesiminden farklı iklimsel ve coğrafi özelliklere sahiptir. Özellikle Keles ve çevresinde yükseklik yer yer deniz seviyesinden 1000 metre yüksekliğe ulaştığı için, bu farklılık belirgindir.

Belen Tepe Paleolitik Buluntuları

2. PALEOLİTİK ÇAĞ BULUNTULARI

2.1. Belen Tepe

Keles'in Kıranışıklar köyünün yaklaşık 1,5 km batısında, bölge haritalarında Belen Tepe olarak adlandırılmış  yaklaşık 1050 m rakımlı tepenin üzerinde yer alır. Bu tepenin kuzey kısmı çam ağaçlarıyla kaplıdır. Belen Tepe’de bir çakmaktaşı kaynağı yer almaktadır. Bu çakmaktaşının birincil bir kaynak olduğu, başka bir yerden taşınmamış olduğu, çakmaktaşlarını kaplayan kortekslerden anlaşılmaktadır. Belen Tepe'de çakmaktaşlarının bulunduğu alan, kırmızı renkli bir toprak yapısına sahiptir. Çakmaktaşları üzerindeki korteksler de bu toprakla aynı renktedir. Araştırma sırasında, açık alanda toplama yapılmış, ağaçlık alana girilememiştir.

Gavur Evleri Paleolitik Buluntuları

2.2. Gâvur Evleri Mevkii

Harmancık ilçesinin kuzeyinde bulunan Çatalsöğüt köyünün Bayramlar Mahallesi'nde yer almaktadır. Buradaki tarlalar içerisinde işlenmiş çakmaktaşları bulunmaktadır. Bunlar içerisinde korteksli yongalar en büyük çoğunluğu oluşturmaktadır. Paleolitik Çağ'a ait olabilecek yongalar olduğu gibi, tarihöncesinin daha geç dönemlerine tarihlenebilecek yongalar da mevcuttur. Buradaki işleyimle ilgili en önemli buluntular, levallois çekirdekleridir. Bu çekirdeklerin çevrelerinin tamamına yakını platform hazırlığı aşamasında çıkarımlarla biçimlendirilmiştir.

Levallois tekniği uygulanan çekirdeklerde, çekirdeğin son kez kullanıldığı aşamada tek bir istenilen yonga elde edilmiştir. Levallois tekniğinin Gâvur Evleri’ndeki uygulanması, bu buluntu yerine coğrafi olarak daha yakın olan (kuşuçumu yaklaşık 15 km) Belen Tepe buluntularından çok, Uludağ'ın kuzeyinde yer alan Görükle'deki (Şahin et al. 2009) (kuşuçumu yaklaşık 60 km) Orta Paleolitik dönem buluntuları ile yakın benzerlik göstermektedirler.

Şahinkaya Mağarası Paleolitik Buluntuları

2.3. Şahinkaya Mağarası

Şahinkaya Mağarası, Orhaneli ilçesinin kuzeyinde yer alan Eren köyü yakınlarındadır. Kapıkaya olarak adlandırılan ve güneyinde mermer ocakları bulunan yaklaşık 1.5 km çapındaki bir kayalığın içerisinde bulunmaktadır. Arkeolojik önemi 2007 yılında rastlantı sonucu keşfedilen mağaraya, günümüzde dik bir kayalığa tırmanarak ulaşıldığı için erişmek zordur. Mağara, ilk keşfedildiğinde (Şahin et al. 2009) burada, Pleistosen dönemine ait olduğu anlaşılan hayvan kemikleriyle birlikte Orta Paleolitik dönemin geç evrelerini yansıtan üç adet taş alet ele geçirilmiştir. Bu aletlerden bir tanesi iki yüzeyden işlenmiş bir kenar kazıyıcı, diğeri basit bir kenar kazıyıcı, en sonuncusu ise yaprak biçimli bir uçtur (Dinçer 2008). Tüm bu buluntular, mağaranın arka tarafında yer alan bir çukurun içerisinde bulunan dolguların, yasadışı yollarla define arayan kişiler tarafından kazılarak mağaranın içerisine dağıtılması sonucu mağaranın yüzeyinde bulunmuşlardı.

2009 yılındaki araştırmamız sırasında Şahinkaya Mağarası'nı tekrar ziyaret ettiğimizde, ne yazık ki, mağarada gerçekleştirilen kaçak kazıların artarak devam etmekte olduğunu fark ettik. Defineciler, arka tarafta korunmuş olan dolgulardaki kazılarını iyice derinleştirmişler ve kazdıkları toprağı mağara içerisine gelişigüzel bir şekilde atmayı da sürdürmüşlerdir. Son atılan toprağın üzerinde gerçekleştirilen toplamada, taş alet bulunmamıştır. Ancak, Pleistosen döneminin çevresel koşullarıyla ilgili önemli bilgiler verecek hayvan kemikleri toplanmıştır.

Bursa Çakmaktaşı Kaynakları

3. TARİHÖNCESİ ARKEOLOJİSİ İLE İLGİLİ DİĞER BULUNTULAR

3.1. Çakmaktaşı Kaynakları

Özellikle Keles çevresinde, yaygın olarak çakmaktaşı ile karşılaşılmıştır. Paleolitik Çağ'da insanların taş aletlerini yapmak için kullandıkları bu hammaddenin bol olarak bulunması, bölgenin arkeolojik potansiyelini yansıtmak açısından oldukça önemlidir. Harmancık'a bağlı Çakmak köyü yakınlarında, modern dönemde açılmış ve döğen taşı yapımında kullanılmış, yerel halkın "bora" olarak adlandırdığı yeşil renkli çakmaktaşının madenleri mevcuttur. Bu kaynakların Paleolitik Çağ'da değerlendirilip değerlendirilmediğini aydınlatmak için bölgede daha yoğun araştırmanın yapılması zorunludur.

Şimdilik bildiğimiz, bu kaynağa ait olabilecek dönemi belirsiz bir adet yonganın, bu kaynaktan yaklaşık 60 km uzaklıkta, Görükle'deki Orta Paleolitik dönem buluntu yerinde bulunduğudur. Çakmak köyündeki döğen taşı yapımı, 1960lardan itibaren incelenmiş ve yayınlanmıştır (Bordaz 1969, Weiner 1981 aktaran: Whittaker et al. 2009). Çakmak köyündeki kaynaklardan çıkarılan çakmaktaşı döğen taşları olarak Türkiye’nin pek çok bölgesine gönderilmiştir (Bordaz-Alpers Bordaz 1973,  Whallon 1978 ve Whittaker et al. 2009).

Dağlık Bursa'da Neolitik/Kalkolitik Dönem ve Mağaralar

3.2. Mağaralar ve Neolitik/Kalkolitik Dönem Buluntuları

Araştırma bölgesinde Paleolitik Çağ arkeolojisi açısından büyük öneme sahip olabilecek pek çok mağara bulunmaktadır. Pek çoğu keçi ağılı olarak kullanılmak gibi nedenlerden dolayı modern dolgulara sahip olan bu mağaralarda arkeolojik anlamda önemli olacak dolguların olup olmadığının anlaşılması için bu mağaraların daha ayrıntılı olarak incelenmesi, bunlarda deneme sondajları yapılması gerekmektedir.

Bölgedeki bazı mağaraların, Neolitik dönem ve sonrasında kullanılmış olduklarıyla ilgili bulgular 2009 yüzey araştırmasında elde edilmiştir. Böylelikle, kuzeybatı Türkiye'de Yarımburgaz Mağarası (Özdoğan 1990) haricinde, mağaralarda Neolitik dönem ile karşılaşılan bir bölge de Uludağ'ın güneyi olmuştur. Bursa ve çevresinde, genellikle Uludağ'ın kuzeyindeki, Yenişehir (Roodenberg et al. 2003), İznik (Roodenberg 1999) ve Ulubat havzalarındaki höyüklerden (Karul 2006) bilinen Neolitik dönem buluntuları yanında, tamamıyla farklı bir coğrafi bölgede yer alan bu mağaralar, bölgenin tarihöncesi arkeolojisi açısından oldukça önemlidir. Bölgede bugüne dek sadece ovalık alanlardan ve höyük tipi yerleşmelerden tanınan Neolitik dönemin dağlık alanda ve mağaralarda incelenmesi, bölgenin neolitikleşmesini anlamak için bir zorunluluktur. Burada, Neolitik ve sonrasındaki tarihöncesi dönemlerle ilgili detaylı sonuçları aktarmaktan çok, sadece buluntu yerlerinin kısa tanıtımını yapmayı uygun görüyoruz.

Bursa'da İlk Tunç Çağı

3.3. İlk Tunç Çağı Buluntuları

Günümüzde piknik alanı olarak kullanılan Sinekkayası Mevkii, Orhaneli'nin kuzeyinde yer alır. Burası doğal bir kayalığın altında yer almaktadır ve defineci kazıları tarafından yoğun olarak tahrip edilmiştir. İlk Tunç Çağı'na ait olan çanak çömlek parçalarının bulunduğu Sinekkayası Mevkii'nde bulunan iki parça çanak çömleğin İznik bölgesinden Karadin ve Üyücek gibi höyüklerden bildiğimiz İTÇ II-III malzemesiyle (French 1967) bir benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz.

Bursa Paleolitiği

4. SONUÇLAR

2009 yüzey araştırmasında elde ettiğimiz, bölgenin tarihöncesi arkeolojisiyle ilgili ilk veriler, bölgenin Anadolu'nun tarihöncesi hakkındaki pek çok fikrin sınanması için oldukça önemli bir bölge olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, bölgenin böylesine önemli bir arkeolojik potansiyeli olmasına karşın, ekibimizin ziyaret ettiği neredeyse her tarihöncesi dönem buluntu yerinde, yasadışı define kazılarının gerçekleştirilmiş olması söz konusudur. Özellikle tarihöncesi arkeolojisiyle ilgili en önemli verilerin elde edilebileceği mağaralar, en yoğun tahribatın gerçekleştirildiği alanlar olarak öne çıkmaktadırlar. Bunların içinde Şahinkaya Mağarası, 2007 yılında sit alanı ilân edilmesine rağmen tahribatın en yoğun görüldüğü buluntu yeridir. Bundan dolayı, bölgedeki bu ilk sistematik tarihöncesi dönem araştırmalarının sürdürülmesinin büyük öneme sahip olduğuna inanıyoruz.


4.1. Paleolitik Çağ

2009 yılında Bursa ilinde gerçekleştirilen yüzey araştırmasının Paleolitik Çağ ile ilgili sonuçlarının en önemlisi şüphesiz, tipik iki yüzeylilerin Türkiye'de bilinen en kuzeybatıdaki örneklerinin keşfedilmiş olmasıdır. 2009 yılı araştırmamıza dek, Anadolu'dan batıya doğru giden doğal yolların üzerinde bulunan Bursa ilinde Paleolitik Çağ arkeolojisiyle ilgili hiçbir sistematik araştırma yapılmamıştır. Kuzeybatı Anadolu'nun ve hatta Balkanlar'ın Paleolitik Çağ arkeolojisi açısından anlaşılması için Bursa bölgesi kilit bir role sahiptir. Bugüne dek gerçekleştirilen az sayıdaki çalışmadan elde edilen temel sonuçlar, kuzeybatı Türkiye’deki Alt Paleolitik kültürlerin  Anadolu'nun diğer bölgelerinden bilinen kültürlerden oldukça farklı olduğu yönündeydi (Arsebük 1998b, Runnels 2003, Dinçer-Slimak 2007). Yüzey araştırmamız sırasında Belen Tepe'de keşfedilen iki yüzeyli buluntuların Trakya ve Balkanlar'dan bilinen Alt Paleolitik kültürlerden çok Orta ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden bilinen Acheul kültürüne ait buluntulara yakın olduğunu düşünmekteyiz. Uzunca bir dönemden beri, Türkiye'deki Paleolitik Çağ araştırmalarının azlığından da kaynaklanan bir şekilde, iki farklı tekno-kültürel bölgeyi temsil ettiği düşünülen (Kansu 1964) el baltaları ile yontuk çakılların baskın olduğu işleyimlerinin tipik örneklerinin birbirine çok yakın coğrafi alanlarda bulunması şaşırtıcı olmuştur. Belen Tepe buluntuları, Anadolu'da Alt Paleolitik Çağ'da iki yüzeyli işleyimlerin dağılımı ve sınırları ile ilgili “ilk” görüşlerin tekrar gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Dağlık Bursa'da Tarihöncesinin Son Dönemleri

4.2. Tarihöncesinin Son Dönemleri

Bölgede bulunan Kusumlar, Çaltepesi ve Sinekkayası 2 gibi mağaralarda karşılaşılan Neolitik/Kalkolitik çağ buluntuları, İçbatı Anadolu bölümünün yüksek kesimlerindeki kültürleri yansıtmaları açısından büyük öneme sahiptirler. Bursa'nın kuzeyindeki ovalarda Neolitik Çağ buluntularının çoğunlukla İç Anadolu kökenli oldukları göz önüne alındığında, Orhaneli ve Keles'teki buluntuların, Bursa'nın şimdilik bilinen en eski Neolitik topluluklarının bulunduğu Yenişehir ovasının iskânıyla ne gibi bir ilgisinin olabileceği ayrıca ileride aydınlatılması gereken bir sorundur. 

Kaynarca ve Sinekkayası mevkiilerinde keşfedilen İlk Tunç Çağı buluntuları, bölgede daha önceden sadece Orhaneli yakınlarındaki Arpa Tepe'den (Yalman 2000) bilinmekte olan bu döneme ait izlerin yoğunluğunu göstermeleri bakımından ilginçtir. Bölgede bugüne dek tarihöncesi dönemle ilgili araştırmaların gerçekleştirilmemiş olması yüzünden, İlk Tunç Çağı'na ait buluntuların bilinmemesi, bu bölgede yerleşimin olmadığı şeklinde yorumlanmaktaydı (Efe 2003). 2009 yüzey araştırmasında keşfedilen ve İznik ve Yenişehir grupları ile benzer olduğu anlaşılan çanak çömlek kullanan grupların bölgede bulunmaları, bu teorinin de gözden geçirilmesini gerektirmektedir.