PB Arkeoloji Anketleri

Bu sayfada, yaptığımız anketleri paylaşacağız. Anketlerde oy kullanarak siz de bu konulardaki bilgimizin gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

2011 Haziran-Eylül arasında yapılan anket: Basında arkeolojiyle ilgili çıkan haberleri güvenilir buluyor musunuz? Kullanılan oy sayısı 65.
 
Kesinlikle evet  2 (3%)
 
Evet 8 (12%)
 
Kararsızım  12 (18%)
 
Hayır 27 (41%)
 
Kesinlikle hayır 16 (24%)
 



2009 yılının Nisan-Mayıs aylarında yaptığımız bir ankette, ziyaretçilerimize, arkeoloji etkinliklerini PaleoBerkay'da ne zaman yayınlamızı istediklerini sorduk. 58 kişinin oy kullandığı ankette en fazla oyu alan seçenek, "mümkün olan ilk zamanda" oldu.

Mümkün olan ilk zamanda 21 (36%)
Bir hafta 14 (24%)
10-15 gün 12 (20%)
3-5 gün 10 (17%)
1-2 gün 1 (1%)



2008 yazında düzenlenen dördüncü anket ziyaretçilerin en çok neyle ilgilendikleriyle ilgiliydi.

Klasik arkeoloji & sanat tarihi 8 (50%)
Etkinlik duyuruları 7 (43%)
Fotoğraflar 6 (37%)
Detaylı (uzun) makaleler 5 (31%)
Arkeometri 4 (25%)
Kısa sözlük yazıları (ansiklopedi) 4 (25%)
Site tanıtımları (linkler) 3 (18%)
Kitap tanıtımları 2 (12%)
Kaynakçalar 2 (12%)
Sorulara cevaplar 3 (18%)
Başka bir şey 1 (6%)








Mayıs 2008'de düzenlenen üçüncü PB Arkeoloji anketi, site ziyaretçilerinin arkeolojiyle ne düzeyde ilgilendiklerini soruyordu. Bu anketin sonucu, PB Arkeoloji'yi ziyaret edenlerin büyük çoğunluğunun arkeoloji ile doğrudan ilgili kişiler olduğunu ortaya koydu.
ARKEOLOJİ İLE NE DÜZEYDE İLGİLENİYORSUNUZ?

Hobi (=önemli bulduğum için). 10 (25%)
Üniversitede arkeoloji öğrencisiyim. 9 (23%)
Arkeologum. 9 (23%)
Ödev verdikleri için. 5 (12%)
Akademisyenim. 3 (7%)
İlgilenmiyorum, geçerken uğradım. 2 (5%)
Parasal (=definecilik). 1 (2%)





Nisan 2008'de düzenlenen ikinci anketimizde, Allianoi ve Hasankeyf'in tahribatından kimin sorumlu olduğunu sorduk:
ALLIANOI VE HASANKEYF'IN TAHRIBATINDAN KIM SORUMLU?
Cevaplar:

Arkeologlar 0 (0%)
Baraj lobileri ve inşaatçılar 3 (30%)
Devlet ve politikacılar 6 (60%)
Duyarsız halk 1 (10%)


İlk anket:
PaleoBerkay Arkeoloji Blogu'nun tasarımı Mart 2008'de değişti. Daha önceden beyaz zemin üzerine siyah olan yazılar, artık siyah zemin üzerine gri oldu. Bu değişim, ekranların koyu renkleri göstermek için daha az enerji harcaması gerçeğinden hareketle, PB Arkeoloji çevre politikaları çerçevesinde, siteyi ziyaret edenlerin kullandığı elektrik miktarını azaltabilmek amacıyla denendi.
Soru: Yeni tasarımı beğendiniz mi?
- Evet: 12 (%85)
- Hayır: 2 (%15)

PB Arkeoloji Makaleleri - Site Haritası



PALEOBERKAY ARKEOLOJİ
Ana Sayfa | Blog | Arama | Kullanım Koşulları | İletişim | English

DÖNEMLER
KONULAR



PALEOLİTİK ÇAĞ ARKEOLOJİSİ

Türkiye'de Pleistosen Arkeolojisi
Güven Arsebük'ün yazılarından faydalanılarak yapılmış bir genel değerlendirme.

Paleolitik Çağ Arkeolojisinde İstatistiksel Yöntemler
İstatistiksel yöntemlerin Paleolitik Çağ arkeolojisinde nasıl kullanılabileceğiyle ilgili bilgiler ve bununla ilgili örnekler içeren bir yazı.

İNSANIN EVRİMİ (Genel)

İnsanın Biyokültürel Evrimi
Dönemindeki genel bilgileri özetleyen bir yazı. Çapa-Mala 4

İnsanın Evriminde Taş Aletler
Taş aletlerin insan evrimindeki etkisi ve Paleolitik Çağ taş alet yapım gelenekleri. Jeoloji Mühendisleri Odası Bülteni 2007/2

ALT PALEOLİTİK ÇAĞ

Yarımburgaz Mağarası Kazıları Işığında Orta Pleistosen'de Doğal Çevre
Mağaranın fauna kalıntılarıyla ilgili bir yazı.


TRAKYA ve KUZEYBATI ANADOLU YAZILARI:

Tekirdağ'da Yeni Bir Paleolitik Çağ Buluntu Yeri: Yatak
Yatak'ın keşfini ilk kez duyuran yazı. Çapa-Mala 3

Trakya'da Yeni Bulunan Paleolitik Çağ Buluntu Yeri: Yatak
Özellikle Pleistosen'deki çevresel durumla ilgili detaylar. Bilim ve Ütopya 81

Yatak (Karansıllı) Paleolitik Çağ Buluntuları
Yatak'la ilgili hazırlanmış en detaylı yazılardan biri. Tarih Vakfı Gençler Tarih Yazıyor ödülü

Yatak (Karansıllı) Paleolitik Çağ Buluntuları
Ödül kazanan yazının özetlenerek yayınlanmış hali. Toplumsal Tarih 101

Trakya'nın Paleolitik Çağ Kültürleri
Yatak'la birlikte 2005 yılına kadar keşfedilen Balıtepe ve Kuştepe buluntu yerleriyle ilgili ayrıntılı bir yazı. Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi X.

Bursa'nın Paleolitik Çağ Kültürleri
Bursa'da 2007-2008'de keşfedilen Paleolitik Çağ buluntu yerleri, Şahinkaya Mağarası ve Görükle Paleolitik Çağ buluntuları. Almancası Archäologisches Korrespondenzblatt 2009/2'de yayınlanmıştır.

KALETEPE YAZILARI:

Kaletepe Paleolitik Çağ Buluntuları
Ludovic Slimak ve Nur Balkan-Atlı'yla birlikte yazılmış kısa bir yazı. Cumhuriyet Bilim Teknik 978

Anadolu'da İnsanın İlk Zamanları: Kaletepe
Kaletepe Deresi 3 Paleolitik Çağ buluntuları ve Neolitik Çağ obsidien atölyesiyle ilgili bir yazı. Atlas 169

Kaletepe Deresi 3: Orta Anadolu'nun İlk Paleolitik Çağ Tabakalanması
2005 yılına kadar gerçekleştirilen kazı çalışmalarının genel bir değerlendirmesi. Türkiye Bilimler Akademisi Arkeoloji Dergisi X.

ORTA PALEOLİTİK ÇAĞ VE NEANDERTALLER

"Büyü"
Orta Paleolitik'te Neandertaller'in, Üst Paleolitik'te modern insanların yaptığı çeşitli "sanatsal" etkinliklerle ilgili bir yazı.

Neandertal Zekası
Neandertaller'in Üst Paleolitik sanatın kökeni olabileceğini örneklerle anlatan ve konuyla ilgili Anglo-Sakson görüşleri eleştiren bir deneme.

Mousterien Kültürü
Orta Paleolitik kültürleri bölgesel ayrımlarıyla anlatmaya çalışan bir kitaplık çalışması.

Neandertal insanıyla bir ilişkimiz var mıydı?
Derginin editörüne daha önceden çıkmış bir haberle ilgili yayınlanmış bir eleştiri e-postası. Hürriyet Bilim 71

Orta Paleolitik Çağ Toplulukları (İ. Baykara)
Orta Paleolitik Çağ'ın değişik kültürlerini anlatan detaylı bir yazı


ÜST PALEOLİTİK ÇAĞ

Doğu Avrupa'da Üst Paleolitik Çağ
Özellikle Ukrayna'daki buluntu yerleriyle ilgili.


NEOLİTİK ÇAĞ ve SONRASI

Aşağı Pınar
Kırklareli'deki tarihöncesi yerleşme hakkında genel bilgiler. Yeni arkeolojik kazılar bu yazıdaki bilgileri çok değiştirdi.

Hassuna
Kuzey Irak'ta bulunan en önemli Neolitik yerleşimlerden birisi.

Şamanlardan Peygamberlere, Yakındoğu'da Tanrıların Yaratılışı
İnsanlığın en eski inançlarını yansıtabilecek arkeolojik buluntular.

İlk Tunç Çağı'nda Batı Anadolu (M. O. Özbudak)
Tunç Çağı'nın ilk aşamasında bölgenin arkeolojik olarak genel bir resmi.

Bergama'yı Korumak (M. Tunçer)
Arkeolojik yerleşmeler, gelişmeyle korumanın arasında...

Üçüncü Perde
İnsanlık tarihinin (şimdilik) son perdesi: Endüstri Devrimi

ANADOLU ARKEOLOJİSİ

Türkiye Prehistoryasının İki İlgilenilmemiş Alanı
Bölgesel olarak Trakya, tarihsel olarak Paleolitik Çağ Türk arkeolojisinin en az ilgilenilen alanlarıdır. Çapa-Mala 2

BURSA ARKEOLOJİK YERLEŞMELERİ PROJESİ

Kültür Varlıklarının Korunmasında Yerel İnisiyatiflerin Önemi
BAY Projesi 2004 çalışmalarıyla ilgili kısa bir değerlendirme. Nilüfer'de Yerel Gündem 4

Bursa'nın Tarihöncesi ve BAY Projesi
BAY Projesi arazi çalışmalarının detaylı sonuçları.

ARKEOMETRİ

Çanak Çömlek; Yapımı ve Özellikleri
Çanak çömleğin arkeolojik kazılardaki önemiyle yapım teknikleri ve aşamaları.

Arkeojeofizik
Jeofizik yöntemlerin arkeolojide kullanılması ve yöntemlerden biri olan manyetik yöntem.

Obsidien ve Fizyon İzleri
Fizyon izleri yöntemiyle obsidien tarihlendirmesi.

ARKEOLOJİ VE KUŞLAR

Kültür Tarihi ve Kuşlar
Tarihöncesinden günümüze kadar kuşların simgesel kullanımı.

Halaf'ın Kuşları
Kalkolitik Çağ Halaf kültüründe boyalı çanak çömleklerdeki kuş betimlemeleri.

ARKEOLOJİ RÖPORTAJLARI

Güven Arsebük
"Bilim verilmez, alınır" Çapa-Mala 1

Refik Duru
"İnsanlık, kendi tarihini öğrenmek istiyor" Çapa-Mala 2

Mehmet Özdoğan
"Doğru planlamayla tahribatın önüne geçilebilir" Çapa-Mala 3

Muazzez İlmiye Çığ
"Yunan değil, Sümer" Çapa-Mala 4

Mehmet Özdoğan
Arkeolojik kazı ve araştırma politikaları üzerine

SANAT TARİHİ
Varka ve Gülşah'ta Kuş Sembolizmi
Ortaçağ'da yazılmış eski bir resimli aşk hikayesinde kuş sembolleri

Ortaçağ Anadolusu'nda Ortak Bir İmge: Ejder Öldüren Atlılar
Hıristiyanlık için önemi olan ejder öldüren atlı imgesinin zamanla müslümanların Hızır İlyas'ına dönüşümü






Bu sayfa en son 21 Şubat 2009 tarihinde güncellendi.

PaleoBerkay Arkeoloji ( Berkay Dinçer) İletişim Bilgileri

- PaleoBerkay'daki yenilikleri takip etmek için RSS yayınlarımızı kullanın.

- Facebook'ta PaleoBerkay sayfasına bakın.

- PaleoBerkay'ın Yahoo grubu hakkında bilgi alın.

Berkay Dinçer'in iletişim bilgileri bu sayfanın en altındadır. Bunları kullanmadan önce lütfen bu sayfayı okumaya zaman ayırın.

Berkay Dinçer'le iletişim kurduğunuzda, PB Arkeoloji Sitesi kullanım koşulları ve gizlilik politikalarını kabul etmiş sayılacaksınız.


İLGİ ALANIMIZ

Bizim ilgi alanımız genel olarak tarihöncesi arkeolojisiyle, daha özelinde Paleolitik Çağ ile sınırlıdır.

Bundan dolayı, yaklaşık beş binyıldan daha yeni olan konularda, ne yazık ki, size pek fazla yardımcı olamayacağız. Site içinde arama yaparak ve yazıları okuyarak, size ne gibi konularda yardımcı olabileceğimizi anlayabilirsiniz.

Bilgimiz dışındaki konularda (örneğin Hitit, Yunan, Roma, Bizans uygarlıkları) size yardımcı olamayacağımız için şimdiden özür diliyoruz.


ARKEOLOJİK BİR ŞEYLER Mİ BULDUNUZ?

Bulduğunuz arkeolojik nesneleri, yasalarımıza göre vakit kaybetmeden resmi makamlara bildirmekle sorumlusunuz. Bundan dolayı, herhangi bir arkeolojik nesne ile ilgili olarak bizimle iletişim kurmadan önce, mutlaka size en yakın müzeye giderek durumu anlatmanızı tavsiye ederiz.

Yasa dışı ve aynı zamanda ahlak dışı yöntemlerle hazine avcılığı yapan kişileri resmi makamlara haber verebileceğimizi bilmenizi isteriz.

Bunların dışında, bulduğunuz ve resmi makamlara haber verdiğiniz arkeolojik nesneler konusunda her zaman için size yardım etmeye açık olduğumuzu bilmenizi isteriz. Arkeolojik nesnelerin gerçek anlamda bilimsel olarak incelenmesi için bunların arkeologlar tarafından, mümkünse çevresindeki diğer buluntularla birlikte görülmesi ve belgelenmesi gerekmektedir. Yine de, bulduğunuz nesnelerin fotoğraflarını bize gönderebilirsiniz.

Müzelere bir şeyler teslim etmeden önce de bunların mümkün olduğunca çok ve çeşitli açılardan fotoğraflarını çekmenizi, belgelemenizi tavsiye ederiz. Çünkü oraya giren arkeolojik buluntular, bir daha çıkmamaktadır.


SİZE NASIL CEVAP VERİRİZ?

Berkay Dinçer'le iletişim kurduğunuzda size cevap verilebilmesi için mutlaka bir elektronik posta adresi bildirmeniz gerekir. Aksi halde size cevap veremeyeceğiz.

Bir mesaj aldığımızda, normalde bir hafta içinde cevap vermek için çaba gösteririz. Çoğunlukla gelen epostaları üç gün ve daha kısa sürede cevaplamaktayız.

Berkay özellikle yaz aylarında arazi çalışmalarında ya da seyahatlerde olabileceği için de sabırla beklemenizi, iki ay içinde cevaplanmamış bir mesajınız varsa, durumu gönderdiğiniz mesajla birlikte tekrar bize bildirmenizi tavsiye ederiz.

Gönderdiğiniz mesajların konusunda mutlaka "PaleoBerkay" ya da "PB Arkeoloji" ifadelerinden birine yer veriniz. Aksi halde mesajlarınızı okumadan silme olasılığımız yükselecektir.




Berkay Dinçer'e eposta göndermek için bu formu kullanabilirsiniz.

Eposta: berkay @ paleoberkay.cjb.net
Sadece 1 MB boyutunda ekli dosya gönderebilirsiniz.

Eskiden burada yer alan telefon numarasını, gereksiz konular yüzünden çok sık rahatsız edilmemiz üzerine kaldırmak zorunda kaldık.

Sadece Kendiyle Yarışan Ressam: Rasin

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
2004, "Sadece Kendiyle Yarışan Ressam: Rasin", Rasin'in 50. Yıl Sergisi (Katalog sunuş yazısı), Artı Mezat, İstanbul.

Sadece Kendiyle Yarışan Ressam: Rasin
Berkay Dinçer
İnsanoğlu belki yüz binlerce yıldır resim çiziyor. Ancak bir sanat olarak resim, insanın hayatına çok daha sonraları girmiş. Resimde temel sorun, varolan nesnelerin tıpkısını yapmak olsaydı bugün karşımızda sadece resim teknikerleri olurdu ya da fotoğrafın ortaya çıkışıyla birlikte resim yok olma noktasına gelirdi.

Rasin, resim yaparken öncelikle yaptığı resme saldırdığını, onu bozmaya çalıştığını söylüyor. Bu saldırılar olmasa resmedilen, sadece çıplak, herkesin görebileceği/yapabileceği, gerçekliğin bir taklidi olurdu. Sanat gerçek şekillere ve renklere karşı girişilen saldırıların bir sonucu. Gerçek ne kadar saldırıya uğrarsa, eserde sanatçının izi o kadar belirgin oluyor. Rasin’e göre sanatçı bu saldırıları bilerek yapmıyor. Zaten bilerek, bir anlam uğruna bunları yaparsa o şey sanat olmaktan çıkıyor. Sanatçı saldırdığı resme tekrar bakınca şaşırıyor. Daha sonra saldırıya uğramış resmi akla, mantığa, geometriye uygun hale getirmek geliyor. Böylelikle resim tamamlanıyor.

Ama bir resmin bitişi çok zaman kolay olmuyor. Rasin, bitirdikten sonra bazı resimlerini tamamıyla ortadan kaldırıp yeniden yaptığını söylüyor. Burada sanatçının kendisiyle, kendi eseriyle bir hesaplaşması, bir özeleştiri söz konusu. Ancak, bir resim bozulup tekrar yapılınca ortaya çıkan şey, öncekiyle aynı niteliklerde olmuyor; onu aşmış, önceki sorunları çözmüş bir resim oluyor. Bu aslında ressamın düşüncesindeki gelişmeleri de gösteriyor. Resimde önemli olan, nesneleri olduğu gibi betimlemek olsaydı, sanatın üretim, yeniden üretim süreçlerinin de hiçbir anlamı olmayacaktı.


Rasin, atölyesinde (Foto: Berkay Dinçer).

Rasin’in tablolarındaki canlılık bu bitmek tükenmek bilmeyen yenilenmenin bir ürünü. Tüm dünyada ressamlar arasında portre ressamlarının sayısı çok fazla değil. Rasin asıl olarak bir portre ressamı. Rasin’in portreleri sadece bir suratın çizimi değil, Rasin’in portrelerinin geçmişi, bugünü ve geleceği var, hayat öyküsü, karakteri, düşünceleri var... Rasin’e göre portre, sanatçının resmini yaptığı kişinin beyinsel, ruhsal bileşiminin işaretlerini verdiği resimdir.

Tüm canlılar gibi insan da asıl olarak bakışlarla konuşur. Rasin’in resimlerinde gözler resmin merkezindedir. Bir Rasin portresinin karşısına geçtiğinizde ister istemez ilk olarak gözlere bakarsınız. Çünkü resimdeki kişinin size söyleleceği her şey gözlerde toplanmıştır. Resimdeki belirgin gözler bir hikayeyi anlatmak için yeterlidir. Bazen resimdeki gözler yaramazlık yapmış mahçup bir çocuk gibi bakar, bazen şefkatli bir anne gibi… Ama resimdeki kim olursa olsun, hep tanıdığımız bir bakışla bakar bize. Portredeki kişi, ayrı bir dünyadan koparılıp da resme yerleştirilmiş değildir; resimdeki hepimizin tanıdığı, birlikte yaşadığı bir insandır aynı zamanda.

Rasin yalnızca portreler yapmaz. Rasin’in yaptığı kuş resimleri de vardır. Rasin’in yaptığı ister bir insan, ister bir kuş olsun, karşınızda canlı bir resim vardır. Ani bir hareket yaptığınızda resimdeki kuş ürküp kaçacakmış gibi durur karşınızda. Kuş resimlerinde asıl ilgi kuyruk ve kanatlardadır. Çünkü bir kuşu kuş yapan en önemli unsurlar onlardır; kuyruk ve kanat bir kuşa kimlik kazandırır, onu diğer kuşlardan ayırır. Biz kuşları çoğunlukla ağaçlarla, çalılarla birlikte düşünürüz. Oysa Rasin’in birçok resminde kuşların çevresinde, yaşadıkları ortamları yansıtan izler yoktur; kuşlar çevrelerinden alınmış, zamanın, mekanın ve gözlemin sınırlayıcı ortamından koparılmış; sınırsız, sonsuz bir düşünce dünyasına sokulmuşlardır. Böylelikle kuşlar, Rasin resimlerinde hep olduğu gibi, onların biçimine yönelik saldırılardan sonra sanat ürünleri haline gelmişlerdir.

Rasin resimlerinin sırrı belki de Rasin’in hayat hikayesinde gizlidir: Rasin’in dedesi de babası da hukukçudur; Rasin de hukuk okumuştur. Hukuk fakültesini birincilikle bitirmiş, Fransa’da doktora yapmıştır. Ancak Fransa’da bir rastlantı; buna bir “keşif” de diyebiliriz, Rasin’in hayatını değiştirmiştir. Paris’te kaldığı öğrenci sitesinde resimle ilgilenen öğrenciler vardır, Rasin de zaman zaman, fırsat buldukça onların çalışmalarını izler. Bir gün içlerinden biri Rasin’e resim sehpasını satmak ister, Rasin de satın alır. Türkiye’ye dönerken yanında boyalar, fırçalar ve bir de resim sehpası vardır. Öncelikle boş zamanlarında dinlenmek için resim yapmaya başlar. Daha sonra üniversitedeki hukuk asistanlığını bırakır ve sadece resim yapmak için yaşamaya başlar. Çünkü her ciddi iş gibi, resmin de insanın 24 saatini alması gerektiğini düşünür. Bugün de Rasin, işine 24 saatini veriyor ve resimde işleri kötü gittiğinde geceleri uyuyamadığını söylüyor.


Berkay Dinçer, Zeynep Türkay ve Rasin (Foto: Devkan Fındık).

Pek çoğumuz, bir rastlantı insanın hayatını nasıl da değiştiriyor, diye düşünebiliriz Rasin’in resme başlama öyküsünü duyduktan sonra. Ancak o rastlantı bence sadece küçük bir ayrıntıdır. Çünkü bir rastlantı, ancak değişime ihtiyacı olan, değişime hazır olan, bu değişimi belki de yıllarca beklemiş olan kişinin hayatını değiştirebilir. Bazen bu örnekte de olduğu gibi, bir damla bazen bardağı taşırmaya yetebilir. Rasin kendisini resim yapmaya iten şeyin kabına sığamamak olduğunu söylüyor. Bu yüzden Rasin’in resme başlayışını öylesine bir rastlantı olarak değerlendirmemek gerekir. Rasin bu “keşfi” yapmaya zaten hazırdı. Şüphesiz ki, rastlantılar ancak o keşfi yapmaya hazır olan kişinin karşısına çıkar.

Bu rastlantının hayatını değiştirmiş olmasından, hukuka verdiği emeklerin boşa gitmiş olmasından pişman değildir ressam; aksine hukuk okumuş olduğu için mutludur. Çünkü hukukun kendisine sistemi, sistemli düşünceyi öğrettiğinin farkındadır. Diğer yandan, ressam, farklı bir alanda eğitim gördüğü için, olaylara farklı açıdan bakabilme yeteneğine de sahip. Hayatın her alanında farklı bakış açılarının, farklı doğruların ve güzelliklerin insana çok şey kattığı açıktır. Rasin, yeniden dünyaya gelse yine resim yapacağını söylüyor. Ama kendi hayatında yaşamış olduğu gibi, yine bir bilim dalında eğitim gördükten sonra resme başlamayı tercih edeceğini de ekliyor bu sözüne.

Rasin’in ressamlıktaki ilk yılları kendisiyle büyük bir mücadele içinde olduğu bir dönemdir. Bu dönemde Rasin, yaptığı en iyi resmi karşısına alarak yanlışlarını aradığını söylüyor. 1993’teki sergisinden sonra, tekrar ele almayı üşündüğü resimlerinin sayısının azaldığını fark ediyor. 1951’de Hukuk Fakültesi’ndeki asistanlık görevini bıraktığından beri Rasin, resim alanında pek çok başarıya imza attı. 1978 yılında İtalya’da 13 resminden oluşan bir albümü basıldı. Bu, bir Türk sanatçısına ait resimlerden oluşan basılmış ilk albümdü. 1980 yılında Papa II. Jean Paul’ün portresini yapmak üzere İtalya’ya çağrıldı. 1986’da “Barış” adlı tablosu İtalya’nın Assisi kentinde afiş olarak basıldı.

Rasin, “ressam olmaya karar vererek fırçayı ilk elime aldığım günden beri sadece kendimle yarıştım” diyor. Bu yüzden Rasin, 1993 yazından 1994 baharına kadar uğraştığı Atatürk portresini, röprodüksyonları yapıldıktan, satışa çıkarıldıktan ve resim basıldıktan sonra, 1996 yılında yeniden ele alma ihtiyacı duydu. Normalde en çok iki ayda bir portreyi bitirirken Rasin, Atatürk portresiyle 2.5 yıl uğraşmıştır.

Bitmek tükenmek bilmeyen, kendi kendini aşma ve ilerleme çabası Rasin’in sanatının belirgin özelliğidir. Hukuku bırakmış biri olan Rasin’in resmi her zaman mahkemededir. Rasin’in eserleri hep sanık sandalyesinde oturur, mahkemede adaleti sağlayan da Rasin’in mantığı ve geometrisidir. Sanatı sanat yapan da Rasin gibi sanatçlardaki bu adalet arayışıdır.

Kanat Çırpan Doğa ve İnsan

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
 2003, “Kanat Çırpan Doğa ve İnsan”, Aydınlık 827: 52-53.


Kanat Çırpan Doğa ve İnsan
Berkay Dinçer
İnsanoğlunun yaptığı, şimdilik bilinen en eski kuş resmi, bulunuşuyla sanatın doğuşu tartışmalarını kökünden değiştiren, Fransa’daki Chauvet Mağarası’nda. Günümüzden yaklaşık 30 bin yıl önce yapılmış.

Kuşlara olan ilgi zamanla artmış, barınakların duvarlarında, giyim ve süs eşyalarında, kullanılan kaplarda betimlenen kuş sayısı ve çeşitliliği giderek çoğalmış.


(Resim: Rasin)


UYGARLIK, KUŞLARLA İNSANI AYIRDI
Tanrıları hep yukarıda, gökyüzünde düşünen insanoğlu, uçabilme yetenekleri nedeniyle kuşlarla tanrılar arasında bağlantı kurmuş; bu da, kuşlara verilen önemin artmasını doğurmuş. Yunan, Roma ve Hıristiyanlık ikonografilerinde meleklerin hep kanatlı çizilmesi, İslam efsanelerinde güvercinin bir mağarada Muhammed’in hayatını kurtardığının anlatılması, bu kutsamanın örneklerinden.

Yerleşik yaşama geçilmesiyle, özellikle de Sanayi Devrimi’yle, insanlarla kuşların arasına binalar, otomasyon, gökyüzünü saran kir perdesi girmiş. Serçelerin ve kargaların ortama ayak uydurabilmesini hariç tutarsak, insan, kutsadığı varlığı, yeni tapındığı değerler nedeniyle boşlamış ve kuş sayısı, çeşidi, giderek azalmış...

KUŞLARA DÜŞÜNCENİN SINIRSIZ MEKÂNI

Muhteşem portreleriyle tanınan Rasin’in 22 Mayıs’ta Şişli Art Home’da açılan sergisi, insanlığın tüm tarih boyunca yaptığının belki de modern bir devamıydı. Kuşlar, genellikle renkleriyle albeni kazanır, fark edilir olurlar. Oysa, Rasin’in kuş resimleri siyah-beyazdı. Kuşlar genellikle ağaçlarla, yaşadıkları çevresel ortamla birlikte düşünülürler. Oysa, Rasin’in kuşları çevrelerinden ayrıydılar; yanlarında ne konacak bir dal vardı, ne de kanatlarını açmış uçuyorlardı. Kuşların arkasında, yanında, sadece beyaz bir fon vardı. İşte, Rasin’in sanatı burada ortaya çıkıyor. Sorun, kuşları çevreleriyle birlikte, oldukları gibi resmetmek olsaydı, eline fotoğraf makinesi alan herkes bunu başarabilirdi...


(Resim: Rasin)



Rasin’in, çevrelerinden bilerek koparılmış yalnız kuş resimlerini, sanatın, insanın gördüklerini değil, gördüklerinin bireysel damıtımdan geçmiş halini yansıtmak olduğunu akılda tutarak değerlendirmek gerekir. Rasin, kuşları zamanın, mekânın ve gözlemin kısıtlayıcı ortamından almış ve sınırsız bir düşünsel dünyanın parçaları haline getirmiş.
Yedi-sekiz bin yıl önce, insanın çanak çömleklerine resmettiği kuş türleri arasında flamingolar, leylekler, bahriler, kuğular, akbabalar, puhular ve kartallar vardı. Tarihçiler, bunlardan yola çıkarak, insanların ne tür coğrafi bölgelerle ilişkiler içinde olduklarını anlayabilirler. Rasin’in sanatı, kuşları tam olarak betimlemeyi amaçlamasa da, resmettiği bazı kuş türleri hâlâ tanınabiliyor. Bunların arasında kargalar, güvercinler, kızıl gerdanlar ve papağanlar var. Rasin’in kuşları, insanın şehirlere tıkılıp kaldığının; doğasını, toprağını, hayvanlarını unuttuğunun bir göstergesi. Aynı resimleri köyde yaşayan bir ressam çizseydi, büyük olasılıkla, resmedilen kuş türleri, Rasin’inkilerden çok daha farklı olacaktı.
SAVAŞIN KARTALI, BARIŞIN GÜVERCİNİ
Çağdaş dünyanın simgelerinin yaratılmasında da kuşlar çok önemli. Örneğin dünyanın neredeyse bütün ordularının simgelerinde kartallar bulunuyor. Bayrakların birçoğunda yine kuşlar çıkıyor karşımıza... Ancak, kuşların simgeleştirilmesinde, sanat çok daha özel bir yere sahip. Bugün barış denilince herkesin aklına güvercin geliyor. Eğer Picasso 1949’da Fransız Komünist Partisi tarafından toplanan Dünya Barış Kongresi’nin afişine bir güvercin çizmemiş olsaydı, bugün barış denilince kimsenin aklına güvercin gelmeyecekti belki de.


(Resim: Rasin)


DOĞANIN KENDİNİ DOĞRUDAN İFADESİ: KUŞLAR
Rasin’in kuşlarının da önemli simgesel yönler taşıdığı söylenebilir. Sergideki tüm kuşların oldukça şematik sayılabilecek bir tarzda çizilmiş olmaları, bu simgesel anlamları çoğaltıyor. Rasin’in çizdiği kuşların büyük bir kısmında göz, gaga ve ayakların oldukça sade oluşu, buna karşın kuyruk ve kanatların özellikle kalın çizgilerle vurgulanması, belki de kuşların insanlarda bulunmayan, “kuş” özelliklerine dikkat çekilmek istendiğini gösteriyor. Rasin, doğadaki güzelliği, kuşlara bakarak daha da iyi anlayabileceğimizin farkında. Çünkü kuşlar, doğadaki olaylardan en çabuk etkilenen canlılardır; bu yüzden, doğayı görmek için önce kuşlara bakmak gerekir. Doğa kendini en doğrudan, kuşlarla ifade edebilir.
Rasin’in dediği gibi, “güzel olan hayattır, hayatı anladığımız biçimde gördüğümüz varlık güzeldir; güzel hayatı dile getiren ya da hayatı bize hatırlatan şeydir”. Rasin’in kuşları hayatı ve güzeli; insan, doğasına yüz çevirdikten binlerce yıl sonra bile tekrar hatırlatıyor.

Sadece Resim İçin Yaşamak


(Foto: B. Dinçer)


Rasin, 1923 İstanbul doğumlu. Soyadı Arsebük. Ancak, bu soyadını çok iddialı bulduğu için, kullanmamayı tercih ediyor. 1944’te Galatasaray Lisesi’ni, 1948’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiriyor ve doktora için Paris’e gidiyor. Fransa’da bir öğrenci yurdunda kalırken, bir arkadaşının ona resim sehpasını satmasıyla, resimle ilgilenmeye başlıyor. 1951’de doktorasını tamamlayarak Ankara Üniversitesi’nde asistanlığa başlıyor. Aynı yıl, kendi deyişiyle, “her ciddi iş gibi resmin de insanın 24 saatini istemesi” dolayısıyla asistanlıktan ayrılıyor ve 1957’de “sadece resim için” Paris’e gidiyor. 1965’te dönüyor İstanbul’a. 1980’de Papa II. Jean Paul’ün portresini yapmak için İtalya’ya çağrılıyor ve yaptığı portre, Sacro Convento di San Francesco koleksiyonuna alınıyor. 1986’da “Barış” adlı tablosu İtalya’nın Assisi kentinde afiş olarak basılıyor ve tüm şehrin duvarlarını kaplıyor...
22 Mayıs’ta açılan sergi, Rasin’in 31. kişisel sergisi. Sanatçının eserleri Amerika, Avrupa ve Türkiye’deki çeşitli koleksiyonlarda yer alıyor.


BU YAZI AYDINLIK DERGİSİNDE YAYINLANDIKTAN SONRA RESSAM RASİN BENİ TELEFONLA ARAYARAK, BANA BİR TABLOSUNU HEDİYE ETTİĞİNİ HABER VERDİ. TATİLDEYDİM, TATİLİMİ YARIDA KESTİM, HEMEN İSTANBUL'A DÖNDÜM VE RESMİ SERGİ SALONUNDAN ALDIM. BUGÜNE DEK ALDIĞIM EN ANLAMLI HEDİYEYİ BANA VERMİŞTİ. KUŞLAR VE KÜLTÜRÜN İLİŞKİSİYLE İLGİLENEN BİRİ OLARAK BANA BU TABLODAN DAHA UYGUN BİR HEDİYE VERİLEMEZDİ. KENDİSİNE ÇOK TEŞEKKÜR ETTİM. RESMİNİ EVİN HER ZAMAN GÖREBİLDİĞİM BİR DUVARINA ASTIM VE O RESMİ ORAYA ASTIKTAN SONRA O DUVAR EVİN EN GÜZEL YERİ OLDU.


Resimle birlikte Rasin bana bir not da iletti:
"Yazınızın beni mutlu ettiği kadar bu kuşun da sizi mutlu etmesi dileği ile, Rasin."

Arkeolojinin Şiiri

Yayın bilgileri:
Çapa-Mala 4: 26-27, 2001.

Arkeolojinin Şiiri
Berkay Dinçer
Şiir, insanların belki de en eski geleneklerinden biridir. Yazının bilinmediği ya da az kullanıldığı çağlarda toplumsal haberleşmenin şiirler ve ozanlar yoluyla sağlanmış olduğu şüphesizdir. Ülkemizde yakın dönemlere dek devam etmiş olan bu gelenek, şiirin tüm dünyada toplumsal bir bellek olduğunun da göstergesidir. Aşklar, kavgalar ve toplumsal olaylar hep şiirle anlatılır ve şiir, önemli olayların hatırlanmasını sağlar. Günümüz şiiri ise, bir bakıma bu geleneğin izindedir. Şair, gündemindeki olaylardan yola çıkar ve bugünü bir arkeolog gibi belgeler. Homeros’un ölümsüz İlyada ve Odysseia’sı, Sapho’nun şiirleri nasıl geçmişe ait önemli belgelerse, günümüz şiirleri de bugün için öyle önemli belgelerdir. Çünkü şairin işi, bir bakıma dünyasının günlüğünü tutmaktır. Büyük şairlerin de bu toplumsal belleği oluştururken, geçmişten ve dolayısıyla da arkeolojiden yararlanmaları, “dünya günlüğü”nün okunmasını kolaylaştırmaktadır.

Şairin toplumun günlüğünü tutarken yaptığı tek şey, olayları olayların dışında kalarak belgelemek değil, olayların öznesi de olmaktır. Bu anlamıyla şiir, değişikliği yaratan ve değişikliğin bir sonucu olan şeydir. Şair tarihten ve toplumsal olaylardan beslendikçe şiirini geliştirmiş, bu olaylardan kendini soyutladığındaysa şiirle birlikte kendisini de yitirmiştir. İnsanın ne olduğu, nereden nereye gettiği gibi konular hep şiirin konusu olmuştur.

Hititler Belgeseli

Yayın bilgileri:
Dinçer, B., 2003
“Türk Arkeoloji Filmlerinde Bir Köşe Taşı: Hititler”, Bilim ve Ütopya 108: 64.

Hititler
Berkay Dinçer
Bugün dünya üzerinde binlerce arkeolog, çok gerekli olan bilimsel araştırmalarını yapıyor. Ancak tüm arkeologların ortak bir sorunu var; yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarını toplumla paylaşabilmek. Arkeoloji çeşitli fen bilimleriyle ilişkisini güçlendirdikçe arkeologların yaptığı ya da katkıda bulunduğu araştırmaların sonuçlarını meslekten olan kişiler bile çok zaman anlamakta zorlanıyor.

İşte tam da bu noktada, pek çok arkeoloğun “nasıl olsa başaramam,” diye uğraşmadığı bir alana, aslında bir metallurji mühendisi olan Tolga Örnek imza atıyor; çektiği “Hititler” belgeseliyle bugüne dek sadece pek az arkeoloğun başarabileceği nitelikte bir “arkeoloji-toplum buluşması” yaratıyor.

BİLİMSEL DOĞRULARA UYGUNLUK

Hititler’in Anadolu’ya nereden geldiği, konunun uzmanları arasında her zaman büyük tartışmalara neden olmuştu, bu tartışmalar bugün de tüm hızıyla sürüyor. Ancak belgesel bu konuya hiç değinmeden başlıyor. Bu konuya değinmemek belgesel için bir eksiklik değil, başlı başına bir avantaj. Yanlış yapmaktansa bu konunun atlanması oldukça mantıklı olmuş. Bazen arkeologlar bile politik tercihlerine ve moda düşüncelere göre bilimsel gerçekleri gözardı edebilirken, Hititler belgeselinin oldukça hassas bir şekilde, bilimsel doğrulara uygunluğu sağlanmış.
Kaya kabartması

Yatak'taki Taş Yığını Yok Edildi

Yatak'taki Taş Yığını Yok Edildi
Berkay Dinçer

Yatak, Trakya'nın iç kesimlerinde bulunan şimdilik bilinen tek Paleolitik Çağ buluntu yeri olması ve Trakya'dan bilinen ilk iki yüzeyliyi (el baltası) sağlamasıyla birlikte tahrip oluşuyla da arkeolojik olarak önemli bir konuma gelmektedir. Malzemenin yeterince ayrıntılı tanımları ve Yatak'ın önemine daha önce çeşitli yayınlarımızda değinmiştik ve tüm yayınlarımızda tahribata karşı önlem alınması gerektiğinden ve bu konuda hızlı olmanın şart olduğundan söz etmiştik.

Ne yazık ki, öngörülerimizde haklı çıktık. Yatak, belki de son anlarına tanık olabildiğimiz, tahrip edilmiş bir buluntu yeri haline geldi. Yatak'taki tahribat sürecinin kanıtları, ilk olarak bulduğumuz 2000 yılında, Yatak'ı fark etmemizi sağlayan taş yığınıyla ortaya çıksa da; aslında tahribat Yatak'ın tarla olarak kullanılması ve pullukla sürülmesi sonucunda erozyona uğramasıyla başlamıştır. Pullukla sürmenin büyük höyükleri bile birkaç beş yılda eritebildiği göz önüne alınırsa, Yatak'taki tahribatın boyutları daha iyi anlaşılabilir.

Yatak'ın bir Paleolitik Çağ buluntu yeri olduğunu fark ettikten sonraki ilk ziyaretimizde, tüm koşullarımız uygun olmasına karşın, tarlanın yüzeyinden buluntu toplamamıştık. Bunu yapma nedenimiz, eğer oradan bir gün bizim yapabildiğimizden daha "bilimsel" bir toplama yapılması durumunda, alanı plan karelere ayırmadan yaptığımız toplamanın bilimsel sonuçlara etki edebileceğini düşünmemizdi. Kısacası, hakkımız olmadan, Yatak'ı tahrip etme sorumluluğundan kaçmaya çalıştık. Bu hatamız, Türkiye'deki tahribat sürecini ve arkeolojinin mücadelesini anlamamızı sağladığı oranda öğretici olsa da, edinemediğimiz bilgi oranında da üzücüdür. Ancak ders çıkarabildiğimizi söyleyebiliriz.

Yatak hakkında bilgi

Bu yazı İÜ Prehistorya Anabilim Dalı Laboratuarı'na verildi (2000 yılında).

Yatak
Berkay Dinçer
Tekirdağ'ın yaklaşık 30 km batısında bulunan ve merkez ilçeye bağlı olan Karansıllı köyünde, köyün yaklaşık 350 m güneydoğusunda, köyden köy mezarlığına ve harman yerine giden yolun hemen kuzeydoğu kenarında, bir tarla sahibince toplanmış bir taş yığını içinde bazı Paleolitik Çağ bulguları bulunmaktadır. Taş yığınının 100 m kadar kuzeydoğusunda, -bölgenin haritalarından görüldüğü kadarıyla- deniz düzeyinden yaklaşık 270 m yukarıda bulunan bir sırtın üzerinde taş yığınının toplandığı Paleolitik Çağ buluntu yeri yüzeydeki taş yoğunluğundan dolayı hemen fark edilmektedir. Köylülerce "Yatak" olarak adlandırılan bölgede bulunan bir tarlanın içindeki Paleolitik Çağ buluntu yeri, yüzeydeki taş yoğunluğundan anlaşıldığı kadarıyla, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda 75, güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda 60 m boyutlarındadır ve kuzeydoğusundan ve kuzeyinden yazları kuruyan küçük bir sel yatağı geçmektedir. Aynı tür Paleolitik Çağ aletleri yerleşmenin yaklaşık 300 m güneydoğusundaki köy mezarlığının batı tarafında da dağınık halde bulunmaktadır. İ.Ü. Prehistorya Anabilim Dalı Laboratuarında bulunan 17 adet taş buluntu 18 Kasım 2000 tarihinde Berkay Dinçer tarafından taş yığınından ve mezarlığın batı tarafından toplanmış ve laboratuara verilmiştir.

Yatak Hakkında Yazılanlar

Özdoğan, M.,
2001, “Bir Buluntu Topluluğunun Düşündürdükleri”, Bilim ve Ütopya 81: 73.
Berkay Dinçer'in Tekirdağ yöresinde Yatak Mevkiinde bularak bizlere tanıtmış olduğu buluntu topluluğu, yalnızca Trakya ya da Türkiye kültür tarihi açısından değil, insanlığın geçmişi için de büyük önem taşımaktadır. Buluntu topluluğunun temsil ettiği, "Dip Paleolitik" olarak, Alt Paleolitik Çağın en eski bölümü olarak tanımlayabileceğimiz zaman süreci, insanların yeryüzüne ilk yayılım dönemini temsil etmektedir. Bu, çok az tanıdığımız, buna karşılık insanlığın milyonlarca yıllık sürecinin en ilginç bölümünü oluşturan dönemdir. Coğrafi konumu bakımından ilk insanların dünyadaki zorunlu yayılım yolu üzerinde olmasına karşın, verilerin azlığı nedeni ile bu sorunun çözümünün karmaşık duruma geldiği ülkemizde Berkay Dinçer'in yeni bulmuş olduğu Yatak Mevkii bu tartışmalara yeni bir boyut kazandıracaktır.

Yatak buluntusunun ikinci ve sevindirici bir önemi de, tanınması ve dolayısı ile de saptanması çok güç bu dönemin izlerinin, öğrencimiz tarafından bulunmuş ve düzeyli bir şekilde tanıtılmış olmasıdır. Bu, kültür varlıklarımızın belgelenmesi konusunda geleceğe daha umutla bakmamızı sağlayan, örneği çok az olan sevindirici bir gelişmedir.

Runnels, C., M. Özdoğan,
2001, "The Palaeolithic of the Bosphorus Region, NW Turkey", Journal of Field Archaeology 28: 69-90.
İngilizce'den çeviri:
... "Türkiye Trakyası'ndaki yüzey araştırması yoğundu ve araştırmamızın asıl ilgisi alüvyal ovalar ve akarsu teraslarıydı ve bu alanların çoğunluğu araştırıldığı halde, bazı alanlar gözden kaçtı ve araştırılmadı. Örneğin

Yatak Paleolitik Çağ Buluntuları Tekirdağ Çöplüğünde

Yayın bilgileri:
Dinçer, B., 2001
“Yatak Paleolitik Çağ Buluntuları Tekirdağ Çöplüğünde”, Çapa-Mala Duvar Gazetesi.

Yatak Paleolitik Çağ Buluntuları Tekirdağ Çöplüğünde
Berkay Dinçer
2000 yılının Eylül ayında bir arkadaşımın tarlasındaki ayçiçeklerini biçmek için Karansıllı köyünde bulunurken bir tarla sahibince toplanmış taş yığınını, bir taşı yongalayıp yongalayamayacağımı denemek amacıyla biraz "deney hammaddesi" bulabilmek için, karıştırdım ve rastlantı sonucu bir el baltasını elime almış bulundum. İlk gördüğümde, bu kırmızı çakmaktaşından yapılmış iki yüzeyliyi, gerçek bir iki yüzeyli olup olmadığı konusunda derin ve o gün için anlamlı olan bir şüpheyle karşıladım. Çünkü o güne dek Trakya'da bırakalım bir iki yüzeyliyi, Terkos-Selimpaşa hattının batısında bir Paleolitik Çağ buluntu yeri bile bulunmamıştı. Aynı günün akşamı taş yığınını bir kez daha karıştırdığımda çekirdek oluşu hala şüpheli -ve ne yazık ki artık asla anlaşılamayacak- olan çakmaktaşı buluntuyu ve bir adet çaytaşı aleti buldum. O gün onların hepsinin Paleolitik aletler olduklarından şüpheliydim ve bu yüzden taş yığınının nereden toplandığını araştırmaya özen göstermedim. Karansıllı köyünden ayrıldıktan sonra bulduğum satırı çizmeye çalışırken onun bir Paleolitik Çağ aleti olabileceğine ilişkin kaygılarım yerini heyecana terk etmeye başlıyordu. İki hafta sonra, bir yolculuğa çıktığımda, sırtımda ağır bir yük olmasına karşın Karansıllı'yı yalnızca Paleolitik Çağ'ın izini bulabilmek için ziyaret ettim ve bir zamanlar Tekirdağ Müzesi'nin deposunda bulunan Paleolitik Çağ aletlerini topladım.

Uzun sayılabilecek bir süre, topladığım taşların Paleolitik Çağ ürünleri olup olmadığını düşünüp emin olduktan sonra, topladığım tüm taş ürünleri Tekirdağ Müzesi'ne teslim ettiğimde ve onlardan birinin bir el baltası -hatta Trakya'da bugüne dek bulunmuş tek el baltası- olduğunu söylediğimde müze görevlileri bana Şarköy yakınlarında bulunan bir sürtme taş balta atölyesinden söz ettiler ve baltaların bu bölgede bolca bulunabileceğini söylediler. Anlaşılamadığımı düşündüm (ve bu düşüncemde haklıydım). Yatak buluntularının müze yetkililerince incelenip incelenmediğini sormak için Tekirdağ'a tekrar gittiğimde yanlış anlaşılmamın sürdüğünü anladım. Sonunda, Yatak'tan topladığım bazı aletleri Prehistorya Anabilim Dalı üyelerine gösterip onların görüşleriyle birlikte kafamda bazı sonuçlara ulaşınca Tekirdağ Müzesi'ne iki sayfalık bir faks gönderdim ve onlardan, onlara sözle anlatamadığımı yazıyla anlamalarını bekledim. Bu faksım üzerine müze görevlileri Karansıllı'yı ziyaret ettiler. Onlardan birkaç hafta sonra

Bağdat Müzesi'nin Yağmalanması -2003

Yayın bilgileri:
Koç, S., B. Dinçer, 2003
“Tarihi Olmayanlar, Tarihi Yağmalar”, Aydınlık 822: 50-51.
(Buraya alınan yazı B. Dinçer'in yazdığı bölümlerdir.)

Bağdat Müzesi Yağmalandı
Berkay Dinçer
Irak topraklarından çıkmış, 170 bin tarihi eserin bulunduğu Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesi yağmalandı. Amerika’nın saldırısı sonucunda insanlığın binlerce yıllık ortak kültürel ve tarihi mirası da ya yok oldu, ya da çalındı.

Bağdat Müzesi tüm Mezopotamya kültürlerinin; Asur’un, Bâbil’in, Sümer’in en önemli eserlerinin yer aldığı, depolandığı, dünyadaki en zengin müzelerden biriydi. Eski Ninova kenti ve Bâbil’den kalma eserler, Sümerlere ait heykeller, tabletler, Ur ve Akad kral mezarlarından çıkanher şey, Asur rölyefleri ve 5 bin yıllık çivi yazısı tabletler. Bu tabletler arasında da ilk yazılı kanun metni sayılan Hammurabi kanunlarının bir parçası...

İLKLERİN DOĞDUĞU TOPRAKLAR
Mezopotamya, uygarlığın bütün ilklerinin yaşandığı yer. İlk kent, ilk yazı, ilk devlet... İlk yerleşimci köy topluluklarından beri Irak ve Yakındoğu’da olan gelişmeler günümüz toplumlarının yaşam biçimini belirlemektedir. Bir anlamda, günümüz uygarlıklarının temelleri, aralarında Irak’ın da bulunduğu Yakındoğu ülkelerinde atılmıştır. Hatta dinlerin kökeni bu topraklarda yaşamış Sümerler’dedir. Dünyanın ilk üniversitesi Bağdat’taydı; ilk tapınak, ilk peygamber, ilk tanrı, ilk kütüphane... Daha da önemlisi yazı bu topraklarda ortaya çıktı ve tarih çağları yazıyla başladı...

“Bir ülkenin kimliği, tarihteki değerleri ile uygarlıklarına bağlıdır. Eğer bir ülkenin uygarlığı bizim burada olduğu gibi yağmalanırsa, tarih sona ermiş demektir. Lütfen Başan Bush’a söyleyiniz: Irak halkına özgürlük getireceğini söylemişti. Ancak, bu durum özgürlük değil, insanlığı aşağılayıp yok etmektir”. Irak yetkilisi, Abdül Ridhar Muhammed’in Amerika’ya tepkisi böyle oldu.

Irak'a ABD Saldırısı, Doğa ve Tarihi Olumsuz Etkileyecek

Yayın bilgileri:
Dinçer, B., 2003
“ABD, Doğaya ve Tarihe Saldırıyor”, Aydınlık 817: 48-49.

ABD, Doğa ve Tarihe Saldırıyor
Berkay Dinçer
Irak, uygarlık tarihine ilgi duyan tüm tarihçilerin ve arkeologların hayatlarında en az bir kez çalışmak için uğradığı bir ülke. Çünkü tüm dünya tarihini etkileyen, ilk köylerin kurulması, yazının bulunması, devletin ortaya çıkması gibi pek çok önemli olgu ilk kez, aralarında Irak, Türkiye, İran ve Suriye’nin bulunduğu Ortadoğu ülkelerinde ortaya çıktı.
Irak çevresel açıdan da çok büyük bir öneme sahip. Basra Körfezi, Afrika’dan Asya ve Avrupa’ya göç eden kuşların dinlendikleri, zor doğa koşullarıyla karşılaştıkları zamanda saklandıkları bir sığınak. Irak’ta insanların da geçimini sağlayan önemli sazlıklar bulunuyor, Irak’ın kuzeyindeki dağlar da büyük bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Kısacası tüm Irak’ın, hem kültür tarihi, hem de çevre açılarından insanlık için büyük bir önemi var.

IRAK: UYGARLIĞIN BEŞİĞİ
İnsanoğlunun avcılık ve toplayıcılık yaptığı dönemlerden, besin ürettiği ve köylere yerleştiği döneme geçişi dünyada ilk olarak bu bölgede gerçekleşti. Bu dönemle ilgili olarak en çok araştırma ve yayının yapıldığı ülkelerden biri de Irak. Irak’ta bu döneme ait pek çok höyük arkeologlarca kazıldı ve bir kısmı da hala kazılıyor. Edinilen her yeni bilgi uygarlık tarihinin anlaşılmasına büyük katkı sağlıyor. Tarihteki önemli buluşlar söz konusu olduğunda, bu bölgede insanlık tarihinin önemli adımlarının ilk kez atıldığı anlaşılıyor. Dolayısıyla bölgedeki kültürel miras, sadece Iraklılar’ın değil, aynı zamanda Amerikalılar’ın, Avrupalılar’ın da; tüm insanlığın da ortak geçmişi.

Arkeologlara Kötü Haberler

Arkeologlara Kötü Haberler
Berkay Dinçer
Bu yıl 26’ncısı düzenlenen Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu, 24-28 Mayıs tarihlerinde Konya'da Selçuk Üniversitesi Kampusu Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Geçtiğimiz üç yılda Ankara’da yapılmasına alışılan toplantıya bu yılki katılım, önceki yıllara göre sayıca pek fazla değildi. 1979 yılından beri kesintisiz yapılan bu sempozyum Türkiye’de bilimle ilgili yapılan toplantılar içinde önemli bir yere sahip. Yapıldığı ilk yıl yalnızca 38 bildirinin sunulduğu sempozyumda, bu kez 251 bildiri sunuldu. Sempozyuma bu yıl Müze Araştırmaları toplantıları da eklenmişti.

2003 yılında tüm Türkiye’de, 41’i yabancı ekipler tarafından gerçekleştirilen toplam 97 yüzey araştırması yapıldı. Bu arkeolojik yüzey araştırmalarında, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yüz binlerce yıldan Osmanlı dönemine kadar onlarca yeni arkeolojik buluntu yeri saptandı. Türkiye’de korunması gerekli olan tek tek yapılar haricinde toplam 7 bin 150 sit alanı bulunuyor. Ancak Türkiye’nin arkeolojik ve kültürel envanteri henüz tamamlanmış değil. Gerek doğal gerekse arkeolojik ve tarihi buluntu yerleri, tarım, sanayileşme, kentleşme, definecilik ve özellikle de baraj yapımı gibi etkenlerle hızla tahrip olurken, araştırmaların hızlandırılması korumanın temel koşulu haline geliyor. Çünkü, Türkiye’nin arkeolojik envanteri tamamlanmadığı

Berkay Dinçer: Arkeoloji; Neden, Nasıl, Ne İçin?

Toplusal Arkeoloji Platformu, Prehistorya Grubu Konuşmaları
Berkay Dinçer
Aşağıdaki metin, 2002-2003 yıllarında çeşitli günlerde ve çeşitli kişilerle Sosyal Arkeoloji Platformu çalışmaları sırasında yapılan ikişer saatlik beş tartışmada söylediklerimden derlenmiştir. Bu tartışmalardan biri (30 Ocak 2003'te yapılan üçüncüsü), O. Erdur ve G. Duru'nun derlediği "Arkeoloji: Niye? Nasıl? Ne için?" adlı kitapta (Ege Yayınları, İstanbul, 2003: 301-329) yayınlanmıştır.


ARKEOLOJİ NEDEN?

Ben aslında felsefe okumak istedim üniversiteye başlarken, toplumun değişimini anlamak istiyordum; toplumu değiştirmek istiyordum. Ama sonra gördüm ki felsefeyle yapamayacakmışım.

Kuralları anlama açısından arkeoloji iyi bir fırsat. Kuralları niye anlamak istiyorum? Niye arkeolojiyle ilgileniyorum? Bu da gelecek için. Daha farklı bir gelecek için, insanlar için. Piyangoda hangi numaranın çıkacağını bilebilmek, ona göre bir bilet almak için belki.

Maymun iştahlı bir insanım; her şeyi bilmek isterim. Arkeoloji öğreneyim, jeoloji, fizik öğreneyim, her şeyi öğreneyim isterim. Bir şeye en uzun ilgim üç-dört sene sürdü. Ama Arkeoloji’ye girdiğimden beri onu bitiremedim. Arkeolojiye atlıyorsun, arkeometri çıkıyor.

Geçmişi Anlaşılır Kılmak

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
 2003, “Geçmişi Anlaşılır Kılmak”, Aydınlık 828: 50.


Geçmişi Anlaşılır Kılmak
Berkay Dinçer
Bu yıl 25’incisi Ankara’da düzenlenen Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’na, 200’den fazla bilimci bildirileriyle katıldı ve Türkiye’nin dört bir yanında yapılan bilimsel araştırmalarını meslektaşlarıyla ve öğrencilerle paylaştılar.

Sempozyum, pek az ülkenin düzenleyebileceği bir boyuttaydı; Türkiye’de yapılan bütün arkeolojik araştırmaları kapsıyordu... İzleyiciler, 15 milyon yıllık fil fosillerinden Osmanlı camilerine kadar, Anadolu’nun tüm tarihi gelişimine kanıtlarıyla tanıklık etme fırsatı buldular.

SEMPOZYUM’UN DİLİ TÜRKÇE

Sempozyum’a katılan bilimcilerin çoğu Avrupa, Amerika ve Asya kıtalarındaki onlarca ülkeden kalkıp Türkiye’ye gelmişlerdi. Onları buraya getiren, belki de bugünkü kültürel seviyemizin oluşmasında, dünyanın geri kalanına oranla biraz daha fazla öneme sahip bir coğrafyanın tarihini anlama isteğiydi.

Sempozyum’un genelde ortak bir dili vardı: Türkçe. Almanya’dan Klaus Schmidt gibi, henüz Türkçe’yi öğrenme aşamasında olan bazı arkeologlar -Türkiye’nin Eurovision yarışmasını İngilizce bir şarkıyla kazanmasından da biraz destek alsalar gerek- bildirilerini İngilizce de sundular. Ancak, yıllardır bu ülkenin toprağına terini katan onlarca “yabancı” arkeolog, bilimsel araştırmalarının sonuçlarını Türkçe konuşarak bu ülkenin insanlarıyla paylaşıyordu. Sempozyum’da verilen aralardan birinde, bir Alman ve bir İtalyan arkeologun birbirlerine hallerini Türkçe sormaları, bu ülkenin kültür tarihine ilgi duymanın yarattığı ortaklıkları göstermesi açısından ilginçti.

TÜRKİYE ÇOK AZ BİLİNİYOR

Tüm tarihçiler ve arkeologlar, Türkiye’nin kıtaları birleştiren konumundan dolayı, tarihin her döneminde çok önemli olduğunda hemfikirler. Fakat, her yıl Türkiye’de yapılan arkeolojik araştırmaların sayısı, Türkiye’den oldukça küçük ülkelerdekinden bile az. Örneğin Çek Cumhuriyeti’nde

Türkiye'nin Tarihöncesinden Bir Kesit

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
 2004, "Türkiye'nin Tarihöncesinden Bir Kesit", Bilim ve Gelecek 5: 10-12


Türkiye'nin Tarihöncesinden Bir Kesit
Berkay Dinçer
Türkiye’de düzenlenen bilimsel etkinlikler içinde çok önemli bir yere sahip ve artık gelenekselleşmiş olan Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu’nun 26’ncısı bu yıl 24-28 Mayıs tarihlerinde, Konya’da, Selçuk Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, gerçekleştirildi. 1979 yılında 38 bildirinin sunulduğu ve o yıldan sonra kesintisiz olarak her yıl yapılan sempozyumun bu yılki programında 251 bildiri vardı. Bu rakamdan yola çıkarak son 25 yılda Türkiye arkeolojisinin, en azından araştırma sayıları bakımından, altı kat büyüdüğünü söyleyebiliriz. 2003 yılında Türkiye topraklarında 97 yüzey araştırması ve 235 kazı gerçekleştirildi. Ancak kazı ve araştırma alanlarını bir haritaya yerleştirdiğimizde, Türkiye’nin üç basamaklı arkeolojik araştırma rakamlarının, coğrafyasının büyüklüğüyle aynı oranda çok olmadığını görebiliriz.

Günümüzde, tüm dünyada halkların ilgisi yoğun bir biçimde, uygarlığın doğduğu topraklara, dolayısıyla Türkiye’nin geçmişine de yöneliyor. Türkiye’de de insanlar Türkiye’nin kültür tarihine meraklanmaya başladılar. Oysa günümüzde Türkiye’nin, en azından tarihöhcesi arkeolojisiyle ilgili olarak, hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bölgeleri, hakkında “az çok” bilgi sahibi olduğumuz bölgelerinden çok daha fazla. Evrim sürecinde Afrika’dan yola çıkıp tüm dünyaya yayılan atalarımızın ilk uğradığı yerlerden biri olan Türkiye’de, Paleolitik Çağ’dan Osmanlı’ya kadar kültür tarihinin tüm süreçleri hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olduğumuz tek bir bölge bile yok. Bugün için sahip olduğumuz arkeolojik bilgi,

Bilimlerin Tarihle Kesişme Noktası

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
 2004, "Bilimlerin Tarihle Kesişme Noktası", Aydınlık 875: 54-55.


Bilimlerin Tarihle Kesişme Noktası
Berkay Dinçer
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin düzenlediği 4. Arkeolojik Kazı ve Araştırmalar Toplantısı, 19-21 Nisan tarihleri arasında, Vezneciler’de bulunan Kuyucu Murat Paşa Medresesi’nde gerçekleştirildi. Gerek arkeoloji öğrencilerinin, gerekse başka bilim dallarından öğretim üyelerinin, üç gününü de yoğun bir ilgiyle izlediği toplantıyla birlikte, bir de poster sergisi düzenlendi. Bilim insanları konularında uzmanlaştıkça topluma yaptıkları işi anlatmaları zorlaşır. Çünkü bir bilimde ilerledikçe, başta kullandığınız dil olmak üzere, toplumdaki pek çok kişinin anlayamayacağı bir şekilde meslektaşlarınızla iletişim kurmaya başlarsınız. Toplantının en önemli unsurlarından biri olan poster sergisi, bilim insanı-toplum iletişimsizliğini aşmaya çalışmanın bir göstergesiydi. Çünkü posterle, yapılan kazı ve araştırmalar özetleniyor ve en sade, en önemli ve anlaşılabilir mesajlar veriliyor.

TÜRKİYE’NİN HER YERİNDE İÜ’NÜN ALIN TERİ

Toplantıda sunulan bildiriler, çoğunlukla, Antalya’dan Samsun’a, Edirne’den Van’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında yapılan ve onbinlerce yıldan, birkaç yüzyıl öncesine kadar değişik dönemlerle ilgili araştırmaları içeriyordu. Neredeyse Türkiye’nin her bölgesinde İstanbul Üniversitesi’nin öğretim üyelerinin ve öğrencilerinin yürüttüğü, katıldığı arkeolojik kazılar var. Ancak İstanbul Üniversitesi’nin araştırmaları sadece Türkiye ile sınırlı değil.

Türkiye Arkeolojisi 'İzin' Bekliyor

Yayın bilgileri:
Dinçer, B., 2003
"Türk Arkeolojisi 'İzin' Bekliyor...", Aydınlık 863: 46-47.

Türkiye Arkeolojisi 'İzin' Bekliyor...
Berkay Dinçer
Türkiye’nin bir tarih, bir arkeoloji ülkesi oluşuyla ilgili reklamlar yabancı televizyon kanallarında gösterilirken ve herkes “uygarlığın beşiği olmak”la övünürken, Türkiye’nin geçmişi, birilerinin çoğunlukla küçümsediği, kendimize “onlara liderlik etmeyi” yakıştırdığı Suriye, Irak, İran, Lübnan kadar bile bilinmiyor. Türkiye’de gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar mevcut potansiyelinin çok küçük bir parçası. Türkiye topraklarında mutlaka onlarca Çatalhöyük, Çayönü ya da Göbekli Tepe hâlâ keşfedilecekleri günü bekliyor. Türkiye’nin uygarlığın beşiği olduğu gerçeğe çok uygun bir tanımken, araştırmaların sayısının böylesine kısıtlı oluşu, övündüğümüz kültürel mirasımızı tam olarak anlayamadığımızı ortaya koyuyor.

Araştırma sayısının kısıtlı kalmasının temel nedeni, arkeolojik araştırmaları düzenleyen yasalar. 19. yüzyılın başlarından itibaren pek çok arkeolojik eser yurtdışına çıkarılmıştı. 1884’te hazırlanan Asar-ı Atika Nizamnamesi de, bu nedenle, Türkiye’de bulunan tüm tarihi eserleri devletin malı olarak görerek korumayı hedefliyor ve bunların yurtdışına çıkarılmasını yasaklıyordu. Cumhuriyet kurulduktan sonra çıkarılan arkeolojiyle ilgili tüm yasalarda da, Asar-ı Atika gibi, kaçakçılığa karşı önlem alma kaygısı ön planda tutuluyor.

Türk Arkeolojisinin Bir Yılı: 2002

Yayın bilgileri:
Dinçer, B., 2003
“Türk Arkeolojisinin Bir Yılı: 2002”, Bilim ve Ütopya 109: 10-11.

Türk Arkeolojisinin Bir Yılı: 2002
Berkay Dinçer
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 25-31 Mayıs günleri arasında düzenlediği 25. Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu Ankara’da toplandı. Artık gelenekselleşmiş olan sempozyumun içeriği bu yıl altı güne sığdırılmıştı. 1999 yılında dört gün olan sempozyum süresinin önce beş, sonra da altı güne çıkarılması Türk arkeolojisindeki gelişimin de bir göstergesiydi.

Arkeolojinin bölgelere ve çağlara göre farklı uzmanlık alanlarına ayrıldığı ve çağdaş arkeolojide pek çok araştırmanın çokdisiplinli bir şekilde yapıldığı günümüzde, böyle bir sempozyumun coğrafi olarak tüm Türkiye’yi kapsaması ve herhangi bir dönem ayrımı yapılmaksızın düzenlenmiş olması, hem farklı alanlarda çalışan bilim insanlarının diğer alanlarda olup bitenleri takip edebilmesi, hem de izleyicilerin Türkiye tarihini bütüncül bir şekilde görmeleri için oldukça yararlıydı.

KAZI SAYISININ KISITLILIĞI VE KİMİ BAŞKA SORUNLAR

Günümüzde pek çok ülkenin, kendi sınırlarında yapılan tüm arkeolojik araştırmalarının sonuçlarını böyle bir sempozyumda toplaması neredeyse olanaksızdır. Bunda, özellikle gelişmiş ülkelerde, bir yıl içinde yapılan araştırma sayısının bir kaç bin, hatta on binlerce, olmasının yanında,

Installations Paleolithiques en Cappadoce. Etat des connaissances de cinq années de recherche sur les premiers peuplements humains en Anatolie centrale

Slimak, L., N. Balkan-Atlı, D. Binder, B. Dinçer, 2005
"Installations Paleolithiques en Cappadoce. Etat des connaissances de cinq années de recherche sur les premiers peuplements humains en Anatolie centrale", Anatolia Antiqua XIII: 287-294. [PDF]

Muazzez İlmiye Çığ ile arkeoloji röportajı

Muazzez İlmiye Çığ
: “Yunan Değil, Sümer”

Röportaj: Alper Gölbaş, Berkay Dinçer

ÇAPA-MALA: Sümerolojinin insanlık açısından önemi nedir?



MUAZZEZ İLMİYE ÇIĞ: Yakın zamana kadar, ki hala devam ediyor bu, “bütün kültürün başlangıcı Yunanlar’a aittir” deniyordu. Çünkü Yunan metinleri tercüme edildi. 16. yüzyıldan itibaren her şey Yunan’da deniyordu. Ama bugün görüyoruz ki Sümer dili çözülüp ortaya çıkınca Yunan da kabul etti bunu. Bütün bilgilerin başının Sümerler’den kaynaklandığı anlaşıldı. Bu bakımdan çok önemli. Yani Yunan değil, ondan çok daha eski, 3000 yıldaha eski bir kütürün varlığı ispatlandı.



ÇAPA-MALA: Türkiye’de ve dünyada sümeroloji araştırmaları ne durumda?



Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ile arkeoloji röportajı -2

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ile arkeoloji röportajı -1

Prof. Dr. Güven Arsebük ile arkeoloji röportajı

Prof. Dr. Refik Duru ile arkeoloji röportajı

Halaf'ın Kuşları

Kültür Tarihi ve Kuşlar

Türkiye Prehistoryasının İki İlgilenilmemiş Alanı

Üçüncü Perde; Sanayi Devrimi

Bergama'yı Korumak

İlk Tunç Çağı'nda Batı Anadolu

Şamanlardan Peygamlerlere; Yakındoğu'da Tanrıların Yaratılışı

Hassuna

Aşağı Pınar

Doğu Avrupa'da Üst Paleolitik Çağ

Orta Paleolitik Çağ Toplulukları

Neandertal İnsanıyla Bir İlişkimiz Var Mıydı?

Mousterien Kültürü

Neandertal Zekası

Büyü; Paleolitik Çağ'da "İnanç"

Anadolu'da insanın ilk zamanları: Kaletepe

Kaletepe Deresi 3 Paleolitik Çağ Buluntuları

Slimak, L., B. Dinçer, N. Balkan-Atlı, 2005
"Anadolu'da En Eski İnsan İzleri", Cumhuriyet Bilim Teknik 978: 6-7. [PDF - HTML]

Yatak (Karansıllı) Paleolitik Çağ Buluntuları (kısa)

Yatak (Karansıllı) Paleolitik Çağ Buluntuları

Trakya'da Yeni Bulunan Paleolitik Çağ Buluntu Yeri: Yatak

Tekirdağ'da Yeni Bulunan Bir Paleolitik Çağ Buluntu Yeri: Yatak

Boxgrove

Boxgrove, İngiltere'nin güneydoğusundaki Batı Sussex idari bölgesinin merkezi olan Chichester kentinin yedi kilometre doğusunda, büyük kum ve çakıl ocaklarının yakınlarındadır. Düzenli olarak kullanıldığı anlaşılan Boxgrove buluntu yeri, günümüzden 524-478 bin yıl öncelerine ait, yaklaşık 103 yıllık kesintisiz iklimsel ve çevresel değişimlerle birlikte insan kültürüne ait önemli izleri de yansıtmaktadır.

Bir uçurumun yakınlarında bulunan buluntu yeri, Alt Paleolitik Çağ'da avcılık ve beslenmeyle ilgili önemli bilgiler sağlamıştır. Boxgrove, tüm dünyada Orta Pleistosen'e ait buluntu yerleri içinde, omurgalı ve omurgasız faunası oldukça iyi araştırılmış yerlerden birisidir. 1960lı yıllardan bugüne dek Alt Paleolitik araştırmacıları arasında, o dönemler için avcılığın temel besin elde etme yöntemi olduğu teorisi giderek daha az taraftar bulmaktaydı. Avcılık yerine, "leş sıyırma" öneriliyordu. Ancak bir su çukurları dizisi ve bir uçurumun yakınlarında bulunan Boxgrove, yaklaşık yarım milyon yıl öncelerinde de insanların avcılık yapabileceğini göstermiştir.

Yarımburgaz Kazıları Işığında Orta Pleistosen'de Doğal Çevre

Arkeoloji Jeofiziği; Manyetik Yöntem

Çanak Çömlek; (Seramik) Yapımı ve Özellikleri

1. Çanak Çömleğin Arkeologlar İçin Önemi

Kil kökenli maddelerden yapılan kap kacaklar genel olarak üçe ayrılmaktadırlar. Türkçe’de ilkel yöntemlerle yapılmış ve sırlanmamış olanlar, genel olarak, “çanak çömlek”; çanak çömlek gibi düşük ısıda fırınlanmış ama sırlanmış olanlar “seramik” (batı dillerinde “seramik” ya da “keramik” fırınlama ya da yapım tekniğine bakılmaksızın çanak çömleği de içeren bir kavram olarak kullanılmaktadır); ergime derecesine dek ısıtıldıktan sonra camsı bir yapıya sahip olanlar ise –sırlı olsun olmasın- “porselen” olarak tanımlanmaktadır.

İnsan kap kacaklarını kilden yapmaya ve ateşte pişirerek bugünlere kadar ulaşmasını sağlamaya Neolitik Çağ’la birlikte başlamış olsa da kil, ilk olarak Neolitik Çağ’dan daha önce, yaklaşık 22 bin yıl önce, Üst Paleolitik Çağ’da bir takım heykelciklerin yapılması için insanlarca kullanılmaya başlanmıştı. Kil Neolitik Çağ’la birlikte yalnız çanak çömlek yapımında değil mimaride de önemli bir görev üstlendi. Dal örgü duvarların, tabanların, ambarların sıvanmasında, ocakların, sekilerin ve kerpiç duvarların yapılmasında kil kullanıldı. Aynı zamanda heykelcikler, oyun ve sayı taşları ve bazı aletler de çanak çömlek gibi kilden yapılıyordu.

Bu kadar önemli bir nesneden çanak çömlek yapımı yaklaşık 8200 yıl önce Anadolu, Kuzey Suriye ve Kuzey Mezopotamya’da ortaya çıktı ve 2000 yıl gibi insanlık tarihi için kısa bir sürede tüm Eskidünya’ya –bazı istisnalar hariç olmak üzere- yayıldı. Amerika kıtası da bundan yaklaşık 5000 yıl önce Yakındoğu’dakine benzer nedenlerle ama Yakındoğu ve tüm Eskidünya’dan bağımsız olarak çanak çömlek yapımına başladı. Avustralya kıtasının çanak çömlekle tanışması içinse Avrupalılarca işgal edilmesini beklemesi gerekti [Özdoğan 1997: 380].

Çanak çömlek, yazılı belgelerin olmadığı tarihöncesi çağların aydınlatılması için, çok asitli topraklar dışında, hiç bozulmadan kalabilmesi sayesinde, günlük yaşamın, ekonomik durumun, ticaretin, teknolojik düzeyin ve bunlara benzer pek çok şeyin anlaşılmasında arkeologlara en çok yardım eden buluntulardan biridir. Çanak çömlek yapım tekniğine, biçimine ve bezemesine göre topluluklara ayrılır ve bu toplulukların coğrafi ve zamansal dağılımı, mutlak tarihleme yapılamayan durumlarda –ve yapılabildiği durumlarda da- işe yarayan “göreli kronoloji”nin oluşturulmasında işe yarar. Çanak çömlek biçimlerinde ve yapımlarında oluşan değişimler, kültürel değişimlerin de yansıtıcısı olurlar. Çanak çömlek buluntuları sayesinde kil analizleri yapılabilir ve kilin kaynağına göre ticaret ve kültürel ilişkiler aydınlatılabilir [Özdoğan 1997: 381-382].