Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The use of narrative in archaeological reconstruction art

İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Konferansı:
The use of narrative in archaeological reconstruction art

Konuşmacı: Kelvin Wilson

Tarih: 18 Mart 2011, Cuma
Saat: 1630

Yer: Prehistorya Anabilim Dalı, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, 34134, Laleli, İSTANBUL

Biz Troyalı Kadınlar (heykel sergisi)

Biz Troyalı Kadınlar

Heykeltıraş: Belgin Şahin

Tarih: 2-13 Haziran 2009

Açılış: 2 Haziran 2009, Salı,
Saat: 18:00

Yer: ArkeoPera, Yeniçarşı Cad. Petek Han No: 16/A 34433 Galatasaray/İstanbul
Tel: 0212 249 92 26 - Fax: 0212 244 31 64
E-posta: info@arkeopera.com - Web: http://www.arkeopera.com

*Aşağıdaki içerik ve kullanılan resim, etkinlik tanıtım broşüründen haber aktarmak amacıyla alıntılanmıştır.

Belgin Şahin kimdir?
Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu olan Belgin Şahin seramik ve heykel çalışmalarına 1999 yılında başladı. Kışları İstanbul yazları ise Bozcaada’da devam eden bu çalışmaların ürünü olan eserleri daha çok kadın, masumiyet ve Anadolu mirası gibi temalar üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Katıldığı sergiler:
•Kadınlarımız , karma sergi Art Gallery Arnavutköy (2009)
•Anadolu Toprağı, seramik heykel sergisi, kişisel, Rengigül
Galerisi, Bozcaada (2008)
•Troya takıları ve heykelleri sergisi , Arkeopera Galerisi,
Beyoğlu, İstanbul (2007)
•Ada atölye karma sergi, Galeri A, Teşvikiye (2007)
•Masumiyet Çağı (The Age of Innocence), kişisel,
Rengigül Galerisi, Bozcaada (2007)
•Erguvanların Dönüşü, Boğaziçi Üniversitesi Galerisi, karma, 2005
•Bizim Tepe Atölye sergisi, karma, 2001

Antik Mısır Sembolizması

İstanbul Tarihle Buluşuyor / Istanbul Meets with History
Mısırbilim Konferansları / Egyptology Conferences

Ancient Egyptian Symbolism
(Antik Mısır Sembolizması)

Part One: Art in Words and Words in Art
(Birinci Bölüm: Sözlerdeki Sanat, Sanattaki Sözler)

Part Two: Symbols as Art and as Artifacts
(İkinci Bölüm: Sanat ve Aletler Olarak Semboller)

Tarih: 12 Mart 2009, Perşembe
Saat: 18:30

Yer: Koç Üniversitesi Anadolu Uygarlıkları Araştırma Merkezi,
İstiklal C. Nur-i Ziya S. No: 5, Beyoğlu, İstanbul

http://www.misirbilim.com/

Sadece Kendiyle Yarışan Ressam: Rasin

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
2004, "Sadece Kendiyle Yarışan Ressam: Rasin", Rasin'in 50. Yıl Sergisi (Katalog sunuş yazısı), Artı Mezat, İstanbul.

Sadece Kendiyle Yarışan Ressam: Rasin
Berkay Dinçer
İnsanoğlu belki yüz binlerce yıldır resim çiziyor. Ancak bir sanat olarak resim, insanın hayatına çok daha sonraları girmiş. Resimde temel sorun, varolan nesnelerin tıpkısını yapmak olsaydı bugün karşımızda sadece resim teknikerleri olurdu ya da fotoğrafın ortaya çıkışıyla birlikte resim yok olma noktasına gelirdi.

Rasin, resim yaparken öncelikle yaptığı resme saldırdığını, onu bozmaya çalıştığını söylüyor. Bu saldırılar olmasa resmedilen, sadece çıplak, herkesin görebileceği/yapabileceği, gerçekliğin bir taklidi olurdu. Sanat gerçek şekillere ve renklere karşı girişilen saldırıların bir sonucu. Gerçek ne kadar saldırıya uğrarsa, eserde sanatçının izi o kadar belirgin oluyor. Rasin’e göre sanatçı bu saldırıları bilerek yapmıyor. Zaten bilerek, bir anlam uğruna bunları yaparsa o şey sanat olmaktan çıkıyor. Sanatçı saldırdığı resme tekrar bakınca şaşırıyor. Daha sonra saldırıya uğramış resmi akla, mantığa, geometriye uygun hale getirmek geliyor. Böylelikle resim tamamlanıyor.

Ama bir resmin bitişi çok zaman kolay olmuyor. Rasin, bitirdikten sonra bazı resimlerini tamamıyla ortadan kaldırıp yeniden yaptığını söylüyor. Burada sanatçının kendisiyle, kendi eseriyle bir hesaplaşması, bir özeleştiri söz konusu. Ancak, bir resim bozulup tekrar yapılınca ortaya çıkan şey, öncekiyle aynı niteliklerde olmuyor; onu aşmış, önceki sorunları çözmüş bir resim oluyor. Bu aslında ressamın düşüncesindeki gelişmeleri de gösteriyor. Resimde önemli olan, nesneleri olduğu gibi betimlemek olsaydı, sanatın üretim, yeniden üretim süreçlerinin de hiçbir anlamı olmayacaktı.


Rasin, atölyesinde (Foto: Berkay Dinçer).

Rasin’in tablolarındaki canlılık bu bitmek tükenmek bilmeyen yenilenmenin bir ürünü. Tüm dünyada ressamlar arasında portre ressamlarının sayısı çok fazla değil. Rasin asıl olarak bir portre ressamı. Rasin’in portreleri sadece bir suratın çizimi değil, Rasin’in portrelerinin geçmişi, bugünü ve geleceği var, hayat öyküsü, karakteri, düşünceleri var... Rasin’e göre portre, sanatçının resmini yaptığı kişinin beyinsel, ruhsal bileşiminin işaretlerini verdiği resimdir.

Tüm canlılar gibi insan da asıl olarak bakışlarla konuşur. Rasin’in resimlerinde gözler resmin merkezindedir. Bir Rasin portresinin karşısına geçtiğinizde ister istemez ilk olarak gözlere bakarsınız. Çünkü resimdeki kişinin size söyleleceği her şey gözlerde toplanmıştır. Resimdeki belirgin gözler bir hikayeyi anlatmak için yeterlidir. Bazen resimdeki gözler yaramazlık yapmış mahçup bir çocuk gibi bakar, bazen şefkatli bir anne gibi… Ama resimdeki kim olursa olsun, hep tanıdığımız bir bakışla bakar bize. Portredeki kişi, ayrı bir dünyadan koparılıp da resme yerleştirilmiş değildir; resimdeki hepimizin tanıdığı, birlikte yaşadığı bir insandır aynı zamanda.

Rasin yalnızca portreler yapmaz. Rasin’in yaptığı kuş resimleri de vardır. Rasin’in yaptığı ister bir insan, ister bir kuş olsun, karşınızda canlı bir resim vardır. Ani bir hareket yaptığınızda resimdeki kuş ürküp kaçacakmış gibi durur karşınızda. Kuş resimlerinde asıl ilgi kuyruk ve kanatlardadır. Çünkü bir kuşu kuş yapan en önemli unsurlar onlardır; kuyruk ve kanat bir kuşa kimlik kazandırır, onu diğer kuşlardan ayırır. Biz kuşları çoğunlukla ağaçlarla, çalılarla birlikte düşünürüz. Oysa Rasin’in birçok resminde kuşların çevresinde, yaşadıkları ortamları yansıtan izler yoktur; kuşlar çevrelerinden alınmış, zamanın, mekanın ve gözlemin sınırlayıcı ortamından koparılmış; sınırsız, sonsuz bir düşünce dünyasına sokulmuşlardır. Böylelikle kuşlar, Rasin resimlerinde hep olduğu gibi, onların biçimine yönelik saldırılardan sonra sanat ürünleri haline gelmişlerdir.

Rasin resimlerinin sırrı belki de Rasin’in hayat hikayesinde gizlidir: Rasin’in dedesi de babası da hukukçudur; Rasin de hukuk okumuştur. Hukuk fakültesini birincilikle bitirmiş, Fransa’da doktora yapmıştır. Ancak Fransa’da bir rastlantı; buna bir “keşif” de diyebiliriz, Rasin’in hayatını değiştirmiştir. Paris’te kaldığı öğrenci sitesinde resimle ilgilenen öğrenciler vardır, Rasin de zaman zaman, fırsat buldukça onların çalışmalarını izler. Bir gün içlerinden biri Rasin’e resim sehpasını satmak ister, Rasin de satın alır. Türkiye’ye dönerken yanında boyalar, fırçalar ve bir de resim sehpası vardır. Öncelikle boş zamanlarında dinlenmek için resim yapmaya başlar. Daha sonra üniversitedeki hukuk asistanlığını bırakır ve sadece resim yapmak için yaşamaya başlar. Çünkü her ciddi iş gibi, resmin de insanın 24 saatini alması gerektiğini düşünür. Bugün de Rasin, işine 24 saatini veriyor ve resimde işleri kötü gittiğinde geceleri uyuyamadığını söylüyor.


Berkay Dinçer, Zeynep Türkay ve Rasin (Foto: Devkan Fındık).

Pek çoğumuz, bir rastlantı insanın hayatını nasıl da değiştiriyor, diye düşünebiliriz Rasin’in resme başlama öyküsünü duyduktan sonra. Ancak o rastlantı bence sadece küçük bir ayrıntıdır. Çünkü bir rastlantı, ancak değişime ihtiyacı olan, değişime hazır olan, bu değişimi belki de yıllarca beklemiş olan kişinin hayatını değiştirebilir. Bazen bu örnekte de olduğu gibi, bir damla bazen bardağı taşırmaya yetebilir. Rasin kendisini resim yapmaya iten şeyin kabına sığamamak olduğunu söylüyor. Bu yüzden Rasin’in resme başlayışını öylesine bir rastlantı olarak değerlendirmemek gerekir. Rasin bu “keşfi” yapmaya zaten hazırdı. Şüphesiz ki, rastlantılar ancak o keşfi yapmaya hazır olan kişinin karşısına çıkar.

Bu rastlantının hayatını değiştirmiş olmasından, hukuka verdiği emeklerin boşa gitmiş olmasından pişman değildir ressam; aksine hukuk okumuş olduğu için mutludur. Çünkü hukukun kendisine sistemi, sistemli düşünceyi öğrettiğinin farkındadır. Diğer yandan, ressam, farklı bir alanda eğitim gördüğü için, olaylara farklı açıdan bakabilme yeteneğine de sahip. Hayatın her alanında farklı bakış açılarının, farklı doğruların ve güzelliklerin insana çok şey kattığı açıktır. Rasin, yeniden dünyaya gelse yine resim yapacağını söylüyor. Ama kendi hayatında yaşamış olduğu gibi, yine bir bilim dalında eğitim gördükten sonra resme başlamayı tercih edeceğini de ekliyor bu sözüne.

Rasin’in ressamlıktaki ilk yılları kendisiyle büyük bir mücadele içinde olduğu bir dönemdir. Bu dönemde Rasin, yaptığı en iyi resmi karşısına alarak yanlışlarını aradığını söylüyor. 1993’teki sergisinden sonra, tekrar ele almayı üşündüğü resimlerinin sayısının azaldığını fark ediyor. 1951’de Hukuk Fakültesi’ndeki asistanlık görevini bıraktığından beri Rasin, resim alanında pek çok başarıya imza attı. 1978 yılında İtalya’da 13 resminden oluşan bir albümü basıldı. Bu, bir Türk sanatçısına ait resimlerden oluşan basılmış ilk albümdü. 1980 yılında Papa II. Jean Paul’ün portresini yapmak üzere İtalya’ya çağrıldı. 1986’da “Barış” adlı tablosu İtalya’nın Assisi kentinde afiş olarak basıldı.

Rasin, “ressam olmaya karar vererek fırçayı ilk elime aldığım günden beri sadece kendimle yarıştım” diyor. Bu yüzden Rasin, 1993 yazından 1994 baharına kadar uğraştığı Atatürk portresini, röprodüksyonları yapıldıktan, satışa çıkarıldıktan ve resim basıldıktan sonra, 1996 yılında yeniden ele alma ihtiyacı duydu. Normalde en çok iki ayda bir portreyi bitirirken Rasin, Atatürk portresiyle 2.5 yıl uğraşmıştır.

Bitmek tükenmek bilmeyen, kendi kendini aşma ve ilerleme çabası Rasin’in sanatının belirgin özelliğidir. Hukuku bırakmış biri olan Rasin’in resmi her zaman mahkemededir. Rasin’in eserleri hep sanık sandalyesinde oturur, mahkemede adaleti sağlayan da Rasin’in mantığı ve geometrisidir. Sanatı sanat yapan da Rasin gibi sanatçlardaki bu adalet arayışıdır.

Kanat Çırpan Doğa ve İnsan

Yayın bilgileri:
Dinçer, B.,
 2003, “Kanat Çırpan Doğa ve İnsan”, Aydınlık 827: 52-53.


Kanat Çırpan Doğa ve İnsan
Berkay Dinçer
İnsanoğlunun yaptığı, şimdilik bilinen en eski kuş resmi, bulunuşuyla sanatın doğuşu tartışmalarını kökünden değiştiren, Fransa’daki Chauvet Mağarası’nda. Günümüzden yaklaşık 30 bin yıl önce yapılmış.

Kuşlara olan ilgi zamanla artmış, barınakların duvarlarında, giyim ve süs eşyalarında, kullanılan kaplarda betimlenen kuş sayısı ve çeşitliliği giderek çoğalmış.


(Resim: Rasin)


UYGARLIK, KUŞLARLA İNSANI AYIRDI
Tanrıları hep yukarıda, gökyüzünde düşünen insanoğlu, uçabilme yetenekleri nedeniyle kuşlarla tanrılar arasında bağlantı kurmuş; bu da, kuşlara verilen önemin artmasını doğurmuş. Yunan, Roma ve Hıristiyanlık ikonografilerinde meleklerin hep kanatlı çizilmesi, İslam efsanelerinde güvercinin bir mağarada Muhammed’in hayatını kurtardığının anlatılması, bu kutsamanın örneklerinden.

Yerleşik yaşama geçilmesiyle, özellikle de Sanayi Devrimi’yle, insanlarla kuşların arasına binalar, otomasyon, gökyüzünü saran kir perdesi girmiş. Serçelerin ve kargaların ortama ayak uydurabilmesini hariç tutarsak, insan, kutsadığı varlığı, yeni tapındığı değerler nedeniyle boşlamış ve kuş sayısı, çeşidi, giderek azalmış...

KUŞLARA DÜŞÜNCENİN SINIRSIZ MEKÂNI

Muhteşem portreleriyle tanınan Rasin’in 22 Mayıs’ta Şişli Art Home’da açılan sergisi, insanlığın tüm tarih boyunca yaptığının belki de modern bir devamıydı. Kuşlar, genellikle renkleriyle albeni kazanır, fark edilir olurlar. Oysa, Rasin’in kuş resimleri siyah-beyazdı. Kuşlar genellikle ağaçlarla, yaşadıkları çevresel ortamla birlikte düşünülürler. Oysa, Rasin’in kuşları çevrelerinden ayrıydılar; yanlarında ne konacak bir dal vardı, ne de kanatlarını açmış uçuyorlardı. Kuşların arkasında, yanında, sadece beyaz bir fon vardı. İşte, Rasin’in sanatı burada ortaya çıkıyor. Sorun, kuşları çevreleriyle birlikte, oldukları gibi resmetmek olsaydı, eline fotoğraf makinesi alan herkes bunu başarabilirdi...


(Resim: Rasin)



Rasin’in, çevrelerinden bilerek koparılmış yalnız kuş resimlerini, sanatın, insanın gördüklerini değil, gördüklerinin bireysel damıtımdan geçmiş halini yansıtmak olduğunu akılda tutarak değerlendirmek gerekir. Rasin, kuşları zamanın, mekânın ve gözlemin kısıtlayıcı ortamından almış ve sınırsız bir düşünsel dünyanın parçaları haline getirmiş.
Yedi-sekiz bin yıl önce, insanın çanak çömleklerine resmettiği kuş türleri arasında flamingolar, leylekler, bahriler, kuğular, akbabalar, puhular ve kartallar vardı. Tarihçiler, bunlardan yola çıkarak, insanların ne tür coğrafi bölgelerle ilişkiler içinde olduklarını anlayabilirler. Rasin’in sanatı, kuşları tam olarak betimlemeyi amaçlamasa da, resmettiği bazı kuş türleri hâlâ tanınabiliyor. Bunların arasında kargalar, güvercinler, kızıl gerdanlar ve papağanlar var. Rasin’in kuşları, insanın şehirlere tıkılıp kaldığının; doğasını, toprağını, hayvanlarını unuttuğunun bir göstergesi. Aynı resimleri köyde yaşayan bir ressam çizseydi, büyük olasılıkla, resmedilen kuş türleri, Rasin’inkilerden çok daha farklı olacaktı.
SAVAŞIN KARTALI, BARIŞIN GÜVERCİNİ
Çağdaş dünyanın simgelerinin yaratılmasında da kuşlar çok önemli. Örneğin dünyanın neredeyse bütün ordularının simgelerinde kartallar bulunuyor. Bayrakların birçoğunda yine kuşlar çıkıyor karşımıza... Ancak, kuşların simgeleştirilmesinde, sanat çok daha özel bir yere sahip. Bugün barış denilince herkesin aklına güvercin geliyor. Eğer Picasso 1949’da Fransız Komünist Partisi tarafından toplanan Dünya Barış Kongresi’nin afişine bir güvercin çizmemiş olsaydı, bugün barış denilince kimsenin aklına güvercin gelmeyecekti belki de.


(Resim: Rasin)


DOĞANIN KENDİNİ DOĞRUDAN İFADESİ: KUŞLAR
Rasin’in kuşlarının da önemli simgesel yönler taşıdığı söylenebilir. Sergideki tüm kuşların oldukça şematik sayılabilecek bir tarzda çizilmiş olmaları, bu simgesel anlamları çoğaltıyor. Rasin’in çizdiği kuşların büyük bir kısmında göz, gaga ve ayakların oldukça sade oluşu, buna karşın kuyruk ve kanatların özellikle kalın çizgilerle vurgulanması, belki de kuşların insanlarda bulunmayan, “kuş” özelliklerine dikkat çekilmek istendiğini gösteriyor. Rasin, doğadaki güzelliği, kuşlara bakarak daha da iyi anlayabileceğimizin farkında. Çünkü kuşlar, doğadaki olaylardan en çabuk etkilenen canlılardır; bu yüzden, doğayı görmek için önce kuşlara bakmak gerekir. Doğa kendini en doğrudan, kuşlarla ifade edebilir.
Rasin’in dediği gibi, “güzel olan hayattır, hayatı anladığımız biçimde gördüğümüz varlık güzeldir; güzel hayatı dile getiren ya da hayatı bize hatırlatan şeydir”. Rasin’in kuşları hayatı ve güzeli; insan, doğasına yüz çevirdikten binlerce yıl sonra bile tekrar hatırlatıyor.

Sadece Resim İçin Yaşamak


(Foto: B. Dinçer)


Rasin, 1923 İstanbul doğumlu. Soyadı Arsebük. Ancak, bu soyadını çok iddialı bulduğu için, kullanmamayı tercih ediyor. 1944’te Galatasaray Lisesi’ni, 1948’de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitiriyor ve doktora için Paris’e gidiyor. Fransa’da bir öğrenci yurdunda kalırken, bir arkadaşının ona resim sehpasını satmasıyla, resimle ilgilenmeye başlıyor. 1951’de doktorasını tamamlayarak Ankara Üniversitesi’nde asistanlığa başlıyor. Aynı yıl, kendi deyişiyle, “her ciddi iş gibi resmin de insanın 24 saatini istemesi” dolayısıyla asistanlıktan ayrılıyor ve 1957’de “sadece resim için” Paris’e gidiyor. 1965’te dönüyor İstanbul’a. 1980’de Papa II. Jean Paul’ün portresini yapmak için İtalya’ya çağrılıyor ve yaptığı portre, Sacro Convento di San Francesco koleksiyonuna alınıyor. 1986’da “Barış” adlı tablosu İtalya’nın Assisi kentinde afiş olarak basılıyor ve tüm şehrin duvarlarını kaplıyor...
22 Mayıs’ta açılan sergi, Rasin’in 31. kişisel sergisi. Sanatçının eserleri Amerika, Avrupa ve Türkiye’deki çeşitli koleksiyonlarda yer alıyor.


BU YAZI AYDINLIK DERGİSİNDE YAYINLANDIKTAN SONRA RESSAM RASİN BENİ TELEFONLA ARAYARAK, BANA BİR TABLOSUNU HEDİYE ETTİĞİNİ HABER VERDİ. TATİLDEYDİM, TATİLİMİ YARIDA KESTİM, HEMEN İSTANBUL'A DÖNDÜM VE RESMİ SERGİ SALONUNDAN ALDIM. BUGÜNE DEK ALDIĞIM EN ANLAMLI HEDİYEYİ BANA VERMİŞTİ. KUŞLAR VE KÜLTÜRÜN İLİŞKİSİYLE İLGİLENEN BİRİ OLARAK BANA BU TABLODAN DAHA UYGUN BİR HEDİYE VERİLEMEZDİ. KENDİSİNE ÇOK TEŞEKKÜR ETTİM. RESMİNİ EVİN HER ZAMAN GÖREBİLDİĞİM BİR DUVARINA ASTIM VE O RESMİ ORAYA ASTIKTAN SONRA O DUVAR EVİN EN GÜZEL YERİ OLDU.


Resimle birlikte Rasin bana bir not da iletti:
"Yazınızın beni mutlu ettiği kadar bu kuşun da sizi mutlu etmesi dileği ile, Rasin."

Arkeolojinin Şiiri

Yayın bilgileri:
Çapa-Mala 4: 26-27, 2001.

Arkeolojinin Şiiri
Berkay Dinçer
Şiir, insanların belki de en eski geleneklerinden biridir. Yazının bilinmediği ya da az kullanıldığı çağlarda toplumsal haberleşmenin şiirler ve ozanlar yoluyla sağlanmış olduğu şüphesizdir. Ülkemizde yakın dönemlere dek devam etmiş olan bu gelenek, şiirin tüm dünyada toplumsal bir bellek olduğunun da göstergesidir. Aşklar, kavgalar ve toplumsal olaylar hep şiirle anlatılır ve şiir, önemli olayların hatırlanmasını sağlar. Günümüz şiiri ise, bir bakıma bu geleneğin izindedir. Şair, gündemindeki olaylardan yola çıkar ve bugünü bir arkeolog gibi belgeler. Homeros’un ölümsüz İlyada ve Odysseia’sı, Sapho’nun şiirleri nasıl geçmişe ait önemli belgelerse, günümüz şiirleri de bugün için öyle önemli belgelerdir. Çünkü şairin işi, bir bakıma dünyasının günlüğünü tutmaktır. Büyük şairlerin de bu toplumsal belleği oluştururken, geçmişten ve dolayısıyla da arkeolojiden yararlanmaları, “dünya günlüğü”nün okunmasını kolaylaştırmaktadır.

Şairin toplumun günlüğünü tutarken yaptığı tek şey, olayları olayların dışında kalarak belgelemek değil, olayların öznesi de olmaktır. Bu anlamıyla şiir, değişikliği yaratan ve değişikliğin bir sonucu olan şeydir. Şair tarihten ve toplumsal olaylardan beslendikçe şiirini geliştirmiş, bu olaylardan kendini soyutladığındaysa şiirle birlikte kendisini de yitirmiştir. İnsanın ne olduğu, nereden nereye gettiği gibi konular hep şiirin konusu olmuştur.