Sosyal medya paylaşımları

  • Academia'da takip edin (tam metin PDF makaleler)

    27 Aralık 2005

    Arkeologlara Kötü Haberler

    Arkeologlara Kötü Haberler
    Berkay Dinçer
    Bu yıl 26’ncısı düzenlenen Uluslararası Kazı, Araştırma ve Arkeometri Sempozyumu, 24-28 Mayıs tarihlerinde Konya'da Selçuk Üniversitesi Kampusu Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Geçtiğimiz üç yılda Ankara’da yapılmasına alışılan toplantıya bu yılki katılım, önceki yıllara göre sayıca pek fazla değildi. 1979 yılından beri kesintisiz yapılan bu sempozyum Türkiye’de bilimle ilgili yapılan toplantılar içinde önemli bir yere sahip. Yapıldığı ilk yıl yalnızca 38 bildirinin sunulduğu sempozyumda, bu kez 251 bildiri sunuldu. Sempozyuma bu yıl Müze Araştırmaları toplantıları da eklenmişti.

    2003 yılında tüm Türkiye’de, 41’i yabancı ekipler tarafından gerçekleştirilen toplam 97 yüzey araştırması yapıldı. Bu arkeolojik yüzey araştırmalarında, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yüz binlerce yıldan Osmanlı dönemine kadar onlarca yeni arkeolojik buluntu yeri saptandı. Türkiye’de korunması gerekli olan tek tek yapılar haricinde toplam 7 bin 150 sit alanı bulunuyor. Ancak Türkiye’nin arkeolojik ve kültürel envanteri henüz tamamlanmış değil. Gerek doğal gerekse arkeolojik ve tarihi buluntu yerleri, tarım, sanayileşme, kentleşme, definecilik ve özellikle de baraj yapımı gibi etkenlerle hızla tahrip olurken, araştırmaların hızlandırılması korumanın temel koşulu haline geliyor. Çünkü, Türkiye’nin arkeolojik envanteri tamamlanmadığı
    için gelişme planları yapılırken olabilecek buluntu yerleri dikkate alınmıyor ve bunlar yol yapımı gibi nedenlerle tahrip ediliyor.

    YENİ KAZILARA İZİN YOK

    Geçen yıl Türkiye’de, 57’si Türk, 38’i yabancı bilimadamları, 39’u bilimadamlarının bilimsel danışmanlığı altında müzeler tarafından, 65’i kurtarma kazısı niteliğinde, 36’sı da başta baraj yapımları ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı Projesi gibi projeler çerçevesinde yürütülen toplam 235 kazı gerçekleştirildi. Türkiye gibi, tarih boyunca çevresel ve coğrafi yapısı kısa mesafelerde çok çeşitli, birbirinden farklı kültürlerin gelişmesine olanak veren ve alan olarak da oldukça geniş sayılabilecek bir ülkede 235 kazı büyük bir rakam değildir.

    Troya
    130 yıldır kazılan Troya'nın bugüne dek ancak %5'inin kazıldığının anlaşılmasını uygulanan arkeojeofizik yöntemleri sağladı
    (Foto: Berkay Dinçer).

    Sempozyumun ilk günündeki açılış töreninde konuşan Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürü Nadir Avcı, özellikle, müzeler tarafından yürütülen katılımlı kazıların sayısının çok artmış olduğunu belirtti. Katılımlı kazılar, bilimadamlarını kazı izni almak için gereken bürokratik zorluklardan kurtarıyor. Nadir Avcı, önümüzdeki iki yılda bu kazıların bir kısmına “Bakanlık Kazısı” sıfatının kazandırılacağını ve bunların sürdürülebileceğini, ancak bir kısmının da bitirileceğini açıkladı. Bu arada, yeni kazılar için izin verilmeyeceği de eklendi arkeologlar için kötü haberlere...

    ARKEOLOJİ LABORATUVARI YOK

    Filmlere, romanlara konu olan ve Türkiye’nin en önemli arkeolojik kazılarından biri olan Troya’nın, 130 yıldır süren kazılarda ancak yüzde beşi kazılabilmiş. Birçok buluntu yerinin tamamının kazılması, bir arkeologun meslek hayatına sığmayacak kadar uzun sürer. Bu durumda, günümüzün son teknolojisinden yararlanmak, arkeologlar için vazgeçilmez oluyor. Jeofiziksel yöntemler ve uydu fotoğrafları gibi uygulamalar, bir buluntu yerinde toprak altındaki mimari unsurların kazı yapılmadan da kısmen anlaşılabilmesine olanak tanıyor. Ancak elbette bu tür yöntemlerin belli bir maliyeti var ve bu maliyeti her kazı ekibi karşılayamıyor. Eskişehir’de bulunan ve çok büyük özveriyle kazısı gerçekleştirilen Küllüoba, İlk Tunç Çağı’na ait çok önemli arkeolojik tabakalar içeriyor. Ancak, maddi olanaksızlıklar yüzünden, Küllüoba’nın arkeometrik tarihlemesi geçtiğimiz yıllarda yapılamadı. Türkiye’de arkeolojiyle ilgili bir laboratuvarın olmaması da bunda önemli rol oynuyor. Pek çok örnek incelenmesi için yurtdışındaki laboratuvarlara gönderilmek zorunda. Bunun önemli bir olumsuz sonucu da Türkiye’de arkeolojiyle ilgili yeni teknikleri bilen eleman eksikliği. Tüm bunlar olmadığı için de, yeni araştırma yöntemleri geliştirmek konusunda Türkiye ancak izleyici bir konumda bulunuyor.

    Hiç yorum yok: