Sosyal medya paylaşımları

  • Academia'da takip edin (tam metin PDF makaleler)

    27 Aralık 2005

    Irak'a ABD Saldırısı, Doğa ve Tarihi Olumsuz Etkileyecek

    Yayın bilgileri:
    Dinçer, B., 2003
    “ABD, Doğaya ve Tarihe Saldırıyor”, Aydınlık 817: 48-49.

    ABD, Doğa ve Tarihe Saldırıyor
    Berkay Dinçer
    Irak, uygarlık tarihine ilgi duyan tüm tarihçilerin ve arkeologların hayatlarında en az bir kez çalışmak için uğradığı bir ülke. Çünkü tüm dünya tarihini etkileyen, ilk köylerin kurulması, yazının bulunması, devletin ortaya çıkması gibi pek çok önemli olgu ilk kez, aralarında Irak, Türkiye, İran ve Suriye’nin bulunduğu Ortadoğu ülkelerinde ortaya çıktı.
    Irak çevresel açıdan da çok büyük bir öneme sahip. Basra Körfezi, Afrika’dan Asya ve Avrupa’ya göç eden kuşların dinlendikleri, zor doğa koşullarıyla karşılaştıkları zamanda saklandıkları bir sığınak. Irak’ta insanların da geçimini sağlayan önemli sazlıklar bulunuyor, Irak’ın kuzeyindeki dağlar da büyük bir biyolojik çeşitliliğe sahip. Kısacası tüm Irak’ın, hem kültür tarihi, hem de çevre açılarından insanlık için büyük bir önemi var.

    IRAK: UYGARLIĞIN BEŞİĞİ
    İnsanoğlunun avcılık ve toplayıcılık yaptığı dönemlerden, besin ürettiği ve köylere yerleştiği döneme geçişi dünyada ilk olarak bu bölgede gerçekleşti. Bu dönemle ilgili olarak en çok araştırma ve yayının yapıldığı ülkelerden biri de Irak. Irak’ta bu döneme ait pek çok höyük arkeologlarca kazıldı ve bir kısmı da hala kazılıyor. Edinilen her yeni bilgi uygarlık tarihinin anlaşılmasına büyük katkı sağlıyor. Tarihteki önemli buluşlar söz konusu olduğunda, bu bölgede insanlık tarihinin önemli adımlarının ilk kez atıldığı anlaşılıyor. Dolayısıyla bölgedeki kültürel miras, sadece Iraklılar’ın değil, aynı zamanda Amerikalılar’ın, Avrupalılar’ın da; tüm insanlığın da ortak geçmişi.

    Modern Erbil kenti 8 bin yıllık bir höyüğün üstünde (Foto: Uygarlığın Doğuşu kitabının kapağı).
    Irak, doğudan batıya, kuzeyden güneye önemli yolların kesiştiği bir kavşak. İpek Yolu’nun kuzey ve güneyden geçen iki kolu, Irak topraklarında birleşiyor, Fırat ve Dicle, yalnızca su taşıyan değil, kültürü de ileten yollar olarak Irak kültürü ile tüm bölge kültürlerini harmanlıyorlar. Yazının bulunması da ilk kez Sümerler tarafından bugünkü Irak topraklarında gerçekleştirildi. Yazı bulunduktan sonra kültür daha önce hiç olmadığı kadar ve geriye dönülmez bir şekilde ilerlemeye başladı. Sümer kültürünün oluşmasında Irak coğrafyasının kültürleri birleştiren yönünün büyük bir ağırlığı var.

    KÖRFEZ SAVAŞINDA HÖYÜKLER DE BOMBALANMIŞTI

    Geçmişe ait tüm buluntu yerleri, höyükler ve anıtlar çoğunlukla bugün için de önemli olan yerlerdedir. Örneğin Erbil kenti 8 bin yıllık bir höyüğün üstünde kurulmuştur, Erbil’in stratejik konumu uzun yıllara karşın değişmemiştir. Birçok önemli şehir bugün hala içinde pek çok önemli kültürel varlık barındırıyor. Irak’taki arkeolojik ve tarihi buluntu yerlerinin ve anıtların sayısının 10 bin ili 100 bin arasında olduğu sanılıyor. 1991’de Körfez Savaşı sırasında Irak tesislerinin yakınlarında bulunan pek çok buluntu yeri, Amerikan uçaklarınca bombalandı veya üzerine siper kazıldığı için tahrip edildi. Daha önceki yıllarda da İran-Irak savaşı sırasında pek çok buluntu yeri benzer şekilde tahrip edilmişti.

    Irak’ta neredeyse her şehir, kendine özgü kültürel kalıntılar barındırıyor. Ancak bu açıdan, Irak’taki en önemli şehir Bağdat. Bağdat’taki müzede, tüm Irak’tan toplanmış kalıntılar bulunuyor, Abbasi Sarayı, dünyadaki olasılıkla en eski üniversite ve pek çok cami Bağdat’ı tarih açısından dünyanın en önemli kentlerinden biri haline getiriyor. Ancak tüm bu kalıntılar, Amerikan saldırganlığı yüzünden bugün büyük bir tehlike altında. Körfez Savaşı’nın da gösterdiği gibi, Amerika, kültür tarihini savaş uğruna göz ardı edebiliyor.

    SADDAM GEÇMİŞİ SAHİPLENİYOR

    Saddam Hüseyin, Irak halkına büyük tarihini hatırlattıkça, emperyalizm saldırısına daha kolay karşı koyabileceğini geçtiğimiz yıllarda fark etti. Son yıllarda, tüm kötü ekonomik koşullara karşın tarih ve arkeoloji araştırmalarına ve müzelere büyük imkanlar sunuldu ve yakında Irak topraklarının yabancı bilim insanlarına yeniden açılması gündeme gelecek. Savaş yüzünden yaklaşık on yıldır yabancı arkeologlar ülkeye alınmıyorlardı.
    Saddam ve Gılgamış
    Saddam Hüseyin, geçmişteki efsanevi kahramanlarla kendini özdeşleştiriyor (Foto: Cogito 28).

    Saddam Hüseyin uygarlık tarihinin kahramanlarıyla da kendisini özdeşleştiriyor. Irak sokaklarının duvarlarında, Saddam Hüseyin ile Gılgamış’ı aynı resimde görmek olası. Böyle tarihi bir bilinçle donatılan Irak halkı, eğer bir de kendi vatanını savunuyorsa, teknolojisi ne olursa olsun, Amerikan ordusu da dahil, dünyadaki hiçbir güce yenilmez.

    SAVAŞ ÇEVREYİ DE ÖLDÜRÜYOR

    1991’deki savaşın çevre açısıdan sonuçlarına bakmak, ABD’nin dünyada insanlığa ve doğaya karşı ne kadar acımasız olduğunu görmek için ilginçtir. Çünkü çevre yalnızca insan dışındaki canlılar için değil, insan yaşamı için de çok önemilidir. Irak’taki doğal alanların ve su kaynaklarının zarar görmesi binlerce insanı olumsuz olarak etkileyecektir. İran-Irak ve Körfez savaşları Iraklılar’ın beslenmesi için çok önemli olan sazlık alanların neredeyse tükenme noktasına gelmesine neden olmuştur ve bir savaş daha, yeni yeni toparlanmaya başlayan bu alanların bir daha geri dönüşsüz bir şekilde zarar görmesine yol açacaktır.

    Bir doğal sistemin ne kadar sağlıklı işlediğini anlamak için biyologlar ilk olarak bölgede yaşayan kuş sayısına ve çeşitliliğine bakarlar. 1991 savaşı sırasında ve sonrasında 30 binden fazla kuş öldü ve o günlerden sonra. Basra Körfezi’nde kuş sayısı hiçbir zaman eski günlerdeki rakamlara ulaşmadı. Hatta petrole bulanmış bir karabatak, o günlerde savaşın yol açtığı çevre kirliliğinin bir sembolü olmuştu.


    GÖÇ ÇEVREYİ TAHRİP EDECEK

    Savaşla birlikte düşünülmesi gereken bir başka olgu da göçtür. Göç gibi, nüfus hareketleri çevre üzerindeki baskıları arttırır. Körfez Savaşı sırasında Türkiye ve İran’a göçler, Irak’ın kuzeyinde, önemli biyolojik çeşitliliğe sahip alanları önemli ölçüde tahrip etmiştir. Göçle birlikte, mevcut temiz su kaynaklarının kirlenmesi ve yakacak odun sağlamak amacıyla orman örtüsünün tahribi de gündeme gelecektir. Çevrenin tahribi açlığı, susuzluğu ve dolayısıyla da toplumsal huzursuzluğu doğuracaktır.

    Özellikle Irak’ın kuzeyinde 1991’den sonra ortaya çıkan merkezi otorite boşluğu arkeolojik buluntu yerlerinin tahribat sürecini de hızlandırmıştır. Özellikle define bulmak amacıyla yapılan kaçak kazılar, son on yıldır Irak’ın kuzeyinde, otorite bboşluğu bulunan yerlerde yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla savaşın siyasi sonuçları da çevre ve kültür tarihine zararlı olacaktır.


    İNCİRLİK’TEN KUŞLARA ATEŞ AÇILDI

    Öte yandan, geçtiğimiz haftalarda Amerikan askerlire de çevreye olan düşmanlıklarını İncirlik Üssünde gösterdiler. İncirlik üzerinden gruplar halinde göç eden kuşlara, uçakların iniş kalkışlarını engelledikleri için ateş açıldı ve üssün üzerinden uçması beklenen diğer göçmen kuşlara karşı da “taciz” ekipleri kuruldu. Kuşlar, dünya çapında bugüne dek pek çok uçağın düşmesine neden oldu ve son 20 yılda altı ölümlü uçak kazasının nedeni kuşlardı.


    AMERİKA: KENDİ GEÇMİŞİNE SALDIRAN ÜLKE

    Amerika, aslında yalnızca Irak’a saldırmıyor, Amerika kendi geçmişine ve geleceğine de saldırıyor. Tarihin arkeolojisiz düşünülemediği Irak’ta küçük bir höyüğün ufak bir bölümünün bile tahrip edilmesi bir daha yerine benzerinin bulunamayacağı bir bilginin kaybedilmesine neden olacak.

    Çevrenin zarar görmesi, ilk bakışta sadece Irak’ı etkileyecekmiş gibi görünüyor. Oysa çevrenin az da olsa zarar görmesi, tüm çevresel kaynakların üzerindeki insan baskısını arttırıp bir ekolojik “kriz”e neden olabilir ve bundan yalnızca Irak etkilenmez, çevredeki diğer ülkeler de etkilenir. Bu yüzden Amerikan saldırganlığının başarıp başaramaması, başta Türkiye olmak üzere çevredeki tüm ülkeleri de yakından ilgilendirmektedir...

    Hiç yorum yok: