Sosyal medya paylaşımları

27 Aralık 2005

Yatak'taki Taş Yığını Yok Edildi

Yatak'taki Taş Yığını Yok Edildi
Berkay Dinçer

Yatak, Trakya'nın iç kesimlerinde bulunan şimdilik bilinen tek Paleolitik Çağ buluntu yeri olması ve Trakya'dan bilinen ilk iki yüzeyliyi (el baltası) sağlamasıyla birlikte tahrip oluşuyla da arkeolojik olarak önemli bir konuma gelmektedir. Malzemenin yeterince ayrıntılı tanımları ve Yatak'ın önemine daha önce çeşitli yayınlarımızda değinmiştik ve tüm yayınlarımızda tahribata karşı önlem alınması gerektiğinden ve bu konuda hızlı olmanın şart olduğundan söz etmiştik.

Ne yazık ki, öngörülerimizde haklı çıktık. Yatak, belki de son anlarına tanık olabildiğimiz, tahrip edilmiş bir buluntu yeri haline geldi. Yatak'taki tahribat sürecinin kanıtları, ilk olarak bulduğumuz 2000 yılında, Yatak'ı fark etmemizi sağlayan taş yığınıyla ortaya çıksa da; aslında tahribat Yatak'ın tarla olarak kullanılması ve pullukla sürülmesi sonucunda erozyona uğramasıyla başlamıştır. Pullukla sürmenin büyük höyükleri bile birkaç beş yılda eritebildiği göz önüne alınırsa, Yatak'taki tahribatın boyutları daha iyi anlaşılabilir.

Yatak'ın bir Paleolitik Çağ buluntu yeri olduğunu fark ettikten sonraki ilk ziyaretimizde, tüm koşullarımız uygun olmasına karşın, tarlanın yüzeyinden buluntu toplamamıştık. Bunu yapma nedenimiz, eğer oradan bir gün bizim yapabildiğimizden daha "bilimsel" bir toplama yapılması durumunda, alanı plan karelere ayırmadan yaptığımız toplamanın bilimsel sonuçlara etki edebileceğini düşünmemizdi. Kısacası, hakkımız olmadan, Yatak'ı tahrip etme sorumluluğundan kaçmaya çalıştık. Bu hatamız, Türkiye'deki tahribat sürecini ve arkeolojinin mücadelesini anlamamızı sağladığı oranda öğretici olsa da, edinemediğimiz bilgi oranında da üzücüdür. Ancak ders çıkarabildiğimizi söyleyebiliriz.


Yatak, Berkay
Yatak'ın tahrip oluş nedenleri çok fazla. Ancak bunlardan en önemlisi Yatak'ı araştırmakla ilgilenen bilimsel bir ekibin eksikliği. Tek başımıza bizim gücümüz orayı korumakta ve hatta araştırmakta yetersiz kalıyor (Foto: Rana Dinçer).

Yatak'taki tahribat sürecinin ikinci aşaması ise, her ziyarette taş yığınının biraz daha büyümüş bir halde karşımıza çıkmasıydı. Buluntu yerindeki, içinde Paleolitik ürünleri de bulunduran taşların, bizim yapabildiğimizden daha "sistematik" bir şekilde köylülerce toplanması ve biriktirilmesi, aklımıza bunların kullanılmasının düşünüldüğünü getirmişti. Sonunda, 2002'nin Nisan ayındaki son ziyaretimizde, taş yığınının tamamıyla oradan taşındığını tespit ettik. Bu iş için kepçeler kullanılmıştı. Sonunda köylülerle konuştuk ve taşların daha önce korkarak tahmin ettiğimiz gibi, inşaat etkinliği için taşındığını öğrendik. Taşınan taş yığınından geriye hiçbir Paleolitik kültür ürünü kalmamıştı. Önceki ziyaretlerimizde dikkatimizi çoğunlukla taş yığınına yoğunlaştırma konusunda haklı olduğumuzu görsek de, bu yine de üzücüydü.
Şimdi, Yatak'tan kalmış olabilecek tek buluntular tarlanın üzerinde bulunmaktadır. Tarlanın sürekli ekilmesi, araştırmayı iyi zamanlamamız gerektiğini göstermektedir. Tarla ekiliyken üzerinde araştırma yapmamız neredeyse olanaksızdır. Tarlada buğday ekili olduğu için tarlanın sürülmesini beklemek şimdilik tek çözümdür. Çünkü daha önceki bir ziyaretimizde, tarlada buğday sapları arasında verimli bir araştırmanın yapılamayacağını yaşayarak öğrenmiştik. Bu durumda, araştırma için tarlanın uygun zamanı yağışsız bir sonbahar ya da kış günü olmalıdır. Bu durumda kendimizin para ve zaman açısından uygun olup olamayacağımızı kestirmek şimdiden çok zor görünüyor.
Yatak'taki en üzücü, fakat son olmayacak tahribat haberi ise Tekirdağ Müzesi'nden geldi. Tekirdağ'a her uğradığımızda ziyaret edip görüşlerinden yararlandığımız müze müdürlüğü, bize, onlara bir emanet fişiyle teslim ettiğimiz buluntularımızın müzeden atıldığını bildirdi. Yatak'ın Türkiye'de arkeologlar arasında bile yeterince tanınmayan bir döneme, Alt Paleolitik Çağ'a tarihlenmesinin bir sonucu olarak, müzenin, buluntularımızı tanımamasını normal karşılayabiliriz. Biz de zaten bu olasılığı tahmin ettiğimiz için, müzedeki nöbetçi bir görevliye malzemeyi teslim ederken ısrarla bir "emanet fişi" istemiştik ve buluntuları teslim etmeden önce hepsinin fotoğrafını çekmiştik. Sonuçta, bizim için Yatak buluntularının bilgi sağladıkları sürece bir değeri vardır. Onlardan bugün için yeterince bilgi aldığımızı düşünsek de, gelecekte yapılabilecek çalışmaların bizim ulaştığımız sonuçları denetleyemeyecek olması en büyük üzüntü kaynağımızdır. Yine de, müze müdürlüğüne, özellikle M. A. Işın'a, bize gösterdikleri ilgi için teşekkür borçluyuz.

Yatak, tahribat
Yatak'taki taş yığını her şeyden çok daha önemliydi. Çünkü Yatak'ın bir Paleolitik Çağ buluntu yeri olduğunu anladığımızdan beri, o taşların oraya bir şeyde kullanılmak için toplandığını biliyorduk. Sonunda korku, acı bir gerçek oldu; taş yığını kepçelerle toplanıp olasılıkla bir evin temeline koyuldu (Foto: B. Dinçer).

2001 yılında Yatak'ı ziyaret edemedik, ne paramız, ne de uygun zamanımız vardı. 2002 Nisan ayında Karansıllı köyünün yakınlarından geçerken, "eski dostumuza" bir selam vermek için köye uğradık. Kısa bir ziyaretti fakat, Türkiye'deki tahribat gerçeğini, en azından Paleolitik Çağ açısından, anlamamız için TAY'ın tahribat raporlarından bile daha öğreticiydi. Şüphesiz, başımıza gelene kadar tahribatın nasıl bir süreçte gerçekleştiğini bu kadar iyi bilmiyorduk. Yatak'ın tahribatı, tahribat süreçlerini hüzünlü ve kötü sonla biten bir film gibi izlememizi sağladı, bir an önce bölgede araştırma yapılmasının önemini gösterdi.
Ancak Yatak'ın tahribat süreci bununla da kalmadı. Başımıza gelenlerin, buraya kadar, Türkiye'nin her yerindeki Paleolitik Çağ buluntu yerlerinin başına gelebilecek şeyler olduğunu düşünüyorduk. Toplumsal Tarih dergisinden Yatak'la ilgili bir makalemizle bir ödül kazanmış olmamız ekonomik açıdan araştırmayı biraz rahatlatmış olsa da, yalnızca Yatak için harcamaya sakladığımız o parayı (eğer fotoğrafların basımı ve taranmasını saymazsak) henüz harcama fırsatı bulamadık. Ödül, aynı dergide bir yayın olanağını da beraberinde getirdi ve Mayıs 2002'de ödül kazanan yazımız, yaklaşık %80-90 oranında kısaltılarak yayınlandı. Bu yazıyla birlikte yayınlanmasını düşündüğümüz sekiz fotoğrafı da dergiye vermiştik. Yatak'a son darbe o fotoğrafları dergiye vermemizle indirildi; verdiğimiz fotoğraflar kaybedildi. Yaklaşık iki ay boyunca fotoğraflarımıza kavuşmak için bekledik. Sonunda saydamlarımızın beşine ait elektronik resimleri bir CD içinde alabildik. Saydamlarımızın kaybedilmesi konusunda bu, en azından bir teselli oldu. Umarız, Yatak'ın tahribatı daha ileriye gitmez ve örneğin evimizde çıkan bir yangınla Yatak'la ilgili biriktirdiğimiz her şey kül olmaz, çünkü başımıza bundan sonra gelebilecek tek tahribat türü bu olmalıdır.

ArkeoAtlas
Arkeo Atlas dergisinin ilk sayısında Yatak, Türkiye'deki önemli Paleolitik Çağ buluntu yerleriyle aynı haritadaydı ve Türkiye Trakyası'nın iç kesimlerindeki büyük boşluğu tek başına doldurmaya çalışıyordu.

Prehistorya Anabilim Dalı'ndaki hocalarımız, şüphesiz, Yatak'ın varlığıyla ve buluntularıyla ilgilendiler. Açıkçası onlarca kiloluk taş aletleri Tekirdağ'dan İstanbul'a; İstanbul'daki evden fakülteye taşımak bizim için eziyet olmadı. Bu konuyu bizden çok daha iyi değerlendirebilecek hocalarımıza malzemeyi gösterebilmek bile büyük şanstı ve Güven Arsebük ve Mehmet Özdoğan'ın yorumları olmasaydı, yayınlanan makalelerimizde eksik kalmış noktaların sayısı çok daha fazla olacaktı. Zaten, Paleolitik Çağ konusunda G. Arsebük'ün, Trakya konusunda M. Özdoğan'ın yol gösterici ve son derece önemli araştırmaları ve yayınları olmasaydı Yatak'ın varlığının bu derece önemli olduğunun fark edilmesi olanaksız olacaktı. M. Özdoğan bazı fotoğraflarımızı kendi arşivine koydu. Açıkçası, uzun zamandır kendi başımıza konuyu tartıştığımızı düşünsek de, Yatak'ın ArkeoAtlas'ta (Sayı: 1, Haziran 2002) Türkiye'nin önemli Paleolitik Çağ buluntu yerleri haritasındaki yerini alması, bizi çok sevindirdi. En azından, Yatak konusundaki çalışmamızın, bilimsel olarak "güvenilir" olduğunu ve önemli bilgilere ulaştığını bir kez daha görmüş olduk. Sonuçta Yatak, gerek varlığıyla, gerek tahribatıyla, Türkiye'deki buluntu yerleri ve araştırma sorunları hakkında önemli bir deneyim kazanmamızı sağladı. Yalnızca bu açıdan bile, en azından kendimiz için çok öğretici olduğunu söyleyebiliriz.

Yatak'a destek olan ve biz çok farkında olmasak da artık bir "ekip" olma yolunda olduğumuz, başta Burcu Yavaş ve Olcay Avcı olmak üzere arkadaşlarıma çok teşekkür borçluyum; tüm yazıları "biz" diyerek yazabildiğim için …

Hiç yorum yok: