İnsan Evrimine Yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnsan Evrimine Yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Haziran 2008

İnsan Evrimine Yolculuk

İnsan Evrimine Yolculuk
[İçindekiler]
Yazar: Berkay Dinçer

     

    Bu yazıyı kaynak olarak göstermek için:
    Dinçer, B., 2008
    "İnsanın Evrimi", İnsan Evrimine Yolculuk, V. Yiğit, Evrim Yayınevi, İstanbul: 47-62.

    Internet sürümü için:
    Dinçer, B., 2008
    "İnsan Evrimine Yolculuk", PALEOBERKAY ARKEOLOJİ SİTESİ, 01.06.2008.


    İnsan nasıl bir hayvandır?

    Son yıllarda hız kazanan bilimsel araştırmalar, insanın evrimiyle ilgili bilinen pek çok şeyi değiştirdi. Bundan 30-40 yıl önce yazılmış konuyla ilgili pek çok bilimsel kitap ve makale, hala konuyla az çok ilgilenen kesimler için heyecan verici olma özelliklerini korusalar da, bugün artık bilimsel çevreler için geçerliliklerini büyük oranda yitirmişlerdir. Şüphesiz ki, bugünkü yeni buluşların gerçekleşmesinde insan evrimiyle ilgili olarak önceki dönemlerde yapılmış çalışmaların büyük payı vardır. Ancak bilimsel gelişmeler, pek çok görüşü değiştiren yeni buluşlar ve insan evriminin araştırılmasında çok disiplinli bakış açılarının egemen olması gibi nedenler sayesinde, bugün geçtiğimiz zamanlara göre çok daha fazla bilgiye sahibiz. İnsan evrimiyle ilgili çalışmaların artan bir hızla sürdürülüyor olması da, yakın zamanda burada yazılan bilgilerin de değişmesi, gözden geçirilmesi ya da yeni bilgilerle pekiştirilmesi gibi ihtiyaçları doğuracaktır. Bu açıdan, bu bölümdeki bilgilerin yazıldıkları dönem için geçerli olduklarını, ve bilimin doğasından dolayı gelecekte değişebileceklerini hatırlatmamız gerekir. O nedenle burada, ayrıntılara girmektense, daha uzun süre geçerliliğini koruyacağını düşündüğümüz genel fikirlere daha fazla yoğunlaşacağız.

    İnsan ve diğer hayvanların benzerlikleri, farklılıkları

    İnsanın kim olduğu sorusu, insan evrimini anlamak için en başta sorulması gereken sorudur. Canlılar dünyası temel olarak, hayvanlar ve bitkiler olmak üzere iki "alem"e ayrılmıştır. Bu ayrım düzeyinde "insan" diye bir üçüncü bölüm bulunmamaktadır. Buradan anlatmaya çalıştığımız, insanın biyolojik olarak bir hayvan olduğudur. İnsan evrimini doğru algılayabilmek için öncelikle insanın canlılar dünyasındaki yerini doğru saptamak ve biyolojik olarak insanın bir hayvan olduğunu idrak etmek zorunludur.

    İnsan ve diğer primatların ilişkisi

    Modern biyolojik sınıflandırmaya göre, insan Primatlar takımının bir üyesidir. Primatlar takımı, Yarımaymunlar ve İnsansılar olarak ikiye ayrlmıştır. Bunlardan, Yarımaymunlar'ın insanın evrimiyle yakın bir ilişkisi olmadığı düşünülmektedir. İnsansılar alt takımı ise, Uzun kuyruklu maymunlar, Kuyruklu maymunlar ve İnsanımsılar olarak üçe ayrılmıştır. İnsanımsılar (Hominoid'ler) üst ailesinde, artık yaşamayan fosil insan türleri ve günümüzde yaşayan insan türüyle birlikte, orangutan, şempanze, goril ve hilobatları içerir. Bunların içinden, genetik araştırmaların da kanıtladığı gibi, insana en yakın olan, şempanzedir.

    İnsanın evrimiyle ilgili sıklıkla çarpıtılan bir olgu da, insanın diğer hayvanlarla akrabalığının, bir ata-torun ilişkisi olarak algılanmasıdır. İnsanın evriminden söz ettiğinizde, bu konuyla ilgili yeterince bilgisi olmayan pek çok kişinin sorduğu ilk soru, "nasıl olur da maymunlardan gelebiliriz?"dir. Oysa ki, evrim teorisinin insanla ilgili olarak ortaya koyduğu şeylerden birisi, insanın atasının maymun olduğu değildir. İnsanla günümüz maymunları arasında bir atalık, torunluk ilişkisi mevcut değildir. Evrim teorisinin insanla ilgili olarak öncelikle ortaya koyduğu şey, insanın da diğer tüm canlılar gibi, zaman içinde değiştiğidir. Ancak bu değişim, asla günümüzdeki maymunların insana dönüşmesi şeklinde olmamıştır. Günümüz maymunlarıyla insanın ilişkisini bir akrabalık ilişkisi olarak algılamak zorunludur. Ancak, bu akrabalık, ata-torun ilişkisinden çok "kuzenlik" ilişkisidir. Yani, maymunların atasıyla insanın atası ortaktır; sıklıkla çarpıtılmasına rağmen biri, yani maymun, zamanla değişerek bir diğeri, yani insan, olmamıştır.

    Australopithecuslar: Dik yürüyen ilk insanlar

    İnsan evrimiyle ilgili olarak belki de anlaşılması gereken en önemli konulardan bir tanesi de, bizim burada çok rahat bir şekilde söyleyebilmemize rağmen, geçmesi çok uzun süren zamandır. Evrimi anlayamayanların temel olarak, olayın zaman boyutunu kavrayamadıkları bir gerçektir. Burada sözünü ettiğimiz ve edeceğimiz zamanlar, genellikle birkaç milyon veya birkaç yüzbin yıl gibi büyük rakamlardır. Evrim elbette ki bir gecede gerçekleşmedi. Sözünü ettiğimiz milyon yılların nasıl büyük rakamlar olduğunu düşünebilmemiz için, öncelikle hepimizin ortalama 70 yıllık bir yaşam beklentisiyle doğmuş olduğumuzu hatırlatmamız gerekir. Ortalama 70 yıllık hayatımız, evrimin gerçekleştiği 6-7 milyon yıllık bir zaman diliminin sadece yüz binde biridir. Dolayısıyla, böylesine bir zaman boyutunu anlamakta güçlük çekilmesini doğal karşılamak gereklidir.

    Evrimle ilgili anlaşılması güç bir başka konu da, geçmişte birbirinden farklı pek çok insan türünün aynı zamanlarda yaşamış olduklarıdır. Günümüzde tüm dünyada sadece tek bir insan türü, Homo sapiens sapiens yaşamaktadır. Ancak, bulunan fosiller, aynı zaman aralıklarında birden çok fosil insan türünün yaşamış olduklarını göstermektedir. Olasılıkla, geçmişte doğanın insan türleri üzerindeki baskısı, böyle bir çeşitlenmeyi zorunlu kılıyordu. Dolayısıyla, gelecekte çeşitli coğrafi bölgelerde özelleşmiş başka insan türlerinin keşfedilebileceği olasılığını da gözardı etmememiz gerekir.

    İnsan evriminde insan ve taş alet ilişkisi

    İnsanı diğer hayvanlardan ayıran kültürel özellikler içinde en tanımlanabilir olanlardan bir tanesi de, insanın alet yapan bir canlı olmasıdır. Peki öyleyse, alet nedir? Alet, doğada bulunan herhangi bir hammaddenin, belirli düşüncelerle, belli bir amaca yönelik olarak bir şekilde değiştirilmesiyle oluşturulur. Bu şekilde değiştirmiş ürünlerin, aynı türden olanları birbirlerine benzerler ve bunların rastgele elde edilmemiş olmaları gerekir.

    Geçmişte de ve günümüzde de, diğer hayvanların da aletler yapabildikleri konusundaki iddialar çok tartışıldı, tartışılıyor. Kuşlar, karıncalar, arılar gibi hayvanlar, doğadaki hammaddeleri değiştirerek yuvalarını oluştururlar. Bazı maymun türleri, doğada buldukları ağaç dallarını değiştirerek karınca avlamak gibi işlerde kullanırlar, ya da  yaprakları su içmek için kullanırlar. Son yıllarda Amazon ormanlarında yaşayan bir karga türünün işini görmek için çeşitli kancalar ürettiği ve bunları gagalarının hep belirli tarafıyla kullandıkları da ortaya çıkmıştır. Örnekler çoğaltılabilir. Evrim konusundaki çalışmalarıyla tanınan Charles Darwin, "İnsanın Türeyişi" adlı kitabında, hayvanların yaptığı bu türden aletlerin zamanla kazanılan deneyimler sonucunda bile değişmeden aynı şekilde yapılmaya devam edilmiş olduğuna dikkat çeker ve insanın aletlerinin diğer hayvanlarınkinden temel farkının deneyimler sonucunda değiştirilmesi, geliştirilebilmesi olduğundan söz eder. Burada, kaç yüzyıldır diğer hayvanların yaptığı aletleri gözlemlediğimizi düşünerek, bir soru işareti koymamız mümkündür. Çünkü insanın ilk aletlerini yapmaya başladığı dönemde aynı tür aletleri yüzbilerce yıl hiç değiştirmeden kullanmış olduğunu biliyoruz. Burada ihtiyaçların değişip değişmediğini ve aletlerin ihtiyaçları karşılamaya cevap verip veremediğinin de hesaba katılması gerekir.

    Plio-Pleistosen'de Afrika'daki ilk taş alet yapımcıları

    Taş alet yapımı insan evrimi için neden önemlidir?

    İnsan evriminde bugün için fark edebildiğimiz en belirgin sıçramalardan bir tanesi de taş alet yapımıdır. İnsan taşları yongalayarak kesici kenarlar elde etmeyi keşfettiğinde, özellikle besin elde etme yöntemlerinde büyük bir değişim yaşandı. İnsanların taş aletler yapmaya başlamadan önce, kemik, boynuz, tahta gibi kanıtları bugüne kadar kalamayan türden hammaddeleri kullanarak aletler yaptığı da düşünülür. Ancak, bunların hiçbirinin insan evriminde taş aletler kadar büyük bir önemi yoktur. Çünkü taşlar yongalanarak elde edilen keskin kenarlı aletler, insanın besin piramidindeki yerini yırtıcı hayvanların bile üzerine çıkarmış olmalıdır. Afrika'da yaşayan fil gibi, geredan gibi kalın derili iri hayvanlara aslan gibi yırtıcı hayvanlar bile kolaylıkla saldıramaz. Bu iri hayvanlar öldüklerinde, insanda olmayan güçlü çenelere ve kesici dişlere sahip olan yırtıcı hayvanlar bile leşlerin yumuşamasını birkaç gün beklemeden bunları yiyemezler. Bugün yapılan deneyler, taş aletlerin yeni ölmüş bir filin kalın derisini bile parçalayabildiğini göstermektedir. Bu durumda, biyo-kültürel evriminin ilk aşamalarındaki insanların leşleri yeme konusunda pek çok yırtıcı hayvandan daha avantajlı duruma geçtiğini düşünmemiz, yanlış olmayacaktır. Tahta, kemik gibi maddelerden yapılmış aletlerin, bu açıdan bakıldığında taş aletler kadar büyük bir evrimsel sıçrayışa işaret etmediğini söyleyebiliriz. Yine de, organik malzemelerden yapılan aletlerin taş alet yapabilme kapasitelerini geliştirmiş olabileceğini de hesaba katmamız yerinde olacaktır.

    Homo erectus: Afrika dışında ilk insan

    İnsanın taş aletlerle edindiği avantajlı durumu sayesinde, yaşayabileceği coğrafi çevreler de genişlemiştir. Pleistosen'de, yaklaşık 2-1.8 milyon yıl öncesinde ortaya çıkan Homo erectus Afrika kıtasının dışına çıkıp hayatta kalabilen bildiğimiz ilk insan türüdür. Bu dönemde, Afrika dışından bilinen en eski kalıntılar yaklaşık 1,8 milyon yıl öncesine ait oldukları genellikle kabul edilen Gürcistan'daki Dmanisi buluntularıdır. Homo erectus ve çağdaşı olan Homo ergaster Avrasya'nın büyük bir bölümüne yayılmışlardır. Bunun doğal sonucu olarak, bugün için onların kültürlerine ilişkin bulabildiğimiz maddesel kültür ürünleri olan taş aletlerde de çeşitli gelenekler ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu insanlar, bazı yerlerde Oldowan kültürünü devam ettirirken, bazı yerlerde iki yüzeyinden yongalanarak oluşturulan el baltalarıyla belirlenen Acheul kültürünü oluşturmuşlardır. Acheul kültürünün de en eski örnekleri yine Afrika kıtasından bilinmektedir. Bu iki kültürün bir sınırının olduğu günümüzde artık fark edilen bilgilerden birisi olmasına rağmen, bunun nedenleri ve olası sonuçları üzerine, ne yazık ki, çok fazla şey bilemiyoruz.

    Neandertaller: En eski avcılar

    Günümüzden yaklaşık 220 bin yıl önceleri yeni bir insan türü ortaya çıkar. Bu, pek çok insanın "mağara adamı" olarak filmlerde canlandırıldığını gördüğü, Neandertal'dir. Neandertaller, fosil insan türleri içinde belki de en popüler olarak tanınanıdır. Ancak, bu popülerlikte de bazı yanlış anlaşılmalar söz konusudur. Örneğin, pek çok çizgi romanda ve filmde bu insanlar, homurdanarak konuşan, kocaman kemikli bir et parçasını vahşice ısırarak yiyen ve kadınlarını saçlarından tutarak sürükleyen insanlar olarak canlandırılmışlardır. Daha çok Avrupa ve Yakındoğu'da yaşamış bu insanların popüler olmasını sağlayan bir başka neden de, onların bizim atamız olup olmadıklarıyla ilgili tartışmalardır.

    Neandertaller'in bizim atamız olup olmadığıyla ilgili olarak çıkan popüler haberlerin ve hatta bilimsel makalelerin biri bir diğerini tutmaz. Bir yayın, Neandertaller'in bizim atamız olamayacağının kanıtlandığını duyururken, bir başkası, Neandertaller'in bizim doğrudan atamız olduğunu ortaya koyar. Bu konudaki tartışma henüz sonuçlanmamıştır. Ancak, burada dikkat çekilmesi gereken bir başka önemli nokta da, Neandertaller'in atamız olsunlar, ya da olmasınlar, bir insan türü olarak geçmişte yaşamış ve dolayısıyla da bugünkü kültürümüzün oluşturulmasına katkıda bulunmuş olmaları gerçeğinin değişmeyeceğidir.

    Modern İnsanın (Homo sapiens) evrimi

    Bizim türümüz olan Homo sapiens sapiens ise, bir görüşe göre, Afrika'da ortaya çıkmıştır, bir başka görüşe göre ise, Eski Dünya'da evrimleşmiştir. Günümüzde yapılan DNA çalışmaları, bu türün 140-100 bin yıl önceleri Afrika dışına yayıldığına işaret etmektedir. Bu da Neandertaller'in Homo sapiens sapiens'in atası olup olmadığıyla ilgili bir yorum olarak kabul edilebilir. Ancak, bizim türümüzün belirgin kültürel ürünlerinin ortaya çıkması, arkeolojik kayıtlarda yaklaşık 40 bin yıl önce görülmeye başlanmıştır.

    Modern insanın, kendinden önceki türlere göre belirgin olarak farklı bedensel özelliklerinin bir tanımını yaparsak, bizim türümüzün, uzun kemiklerinin narin bir yapıda olması, artkafa kemiğinin çıkık olmaması, daha önceki insan türlerinde belirgin olan kaş kemerlerinin belirsiz olması, güçlü ense ve boyun kaslarının bulunmaması, yüzün öne çıkık olmaması, dişlerinin küçük olması ve çene çıkıntısının olması olduğunu ifade edebiliriz. Bu narin yapının, biyo-kültürel evrim boyunca, aletlerin kullanılmasının bir sonucu olduğu düşünülebilir. Aletlerin bedensel güç gerektiren işlerde daha fazla kullanılması, insanın bedeninin de narinleşmesine yol açmış olabilir.